![]() |
|
| |||||||
![]() |
| | Seçenekler |
|
#1
| ||||||
| ||||||
| 1 MAYIS Az dikkat etsene memedim Sokaklardan toplayıp attığın Taş değil yüreğin ----------------------------- AF duvar duvar duvar sana ne desem ki ah incitmeden gözlerini mahkûmun her taşını kırmalı bir bir gerisi laf-ü güzaf AGLAMAK bir elimde ölüm fermanım bir elimde sevdam birbirine kenetleyip ellerimi yürüdüm gecenin bir vaktidir kirli sarı ışığı sokak lambalarının ve karanlığın bilindik sözleri ardımdadır iz tutmuş duvar diplerinde telaşlı adımlarıyla işçilerin tedirgin korkulu akışı ve donup kalmış akşamları kapı önlerinden kadınların çocuklarını kollarından kapışı kentin damarı sokaklardan el ayak çekilmiştir kan çekilmiştir can çekilmiştir atmaz atardamarları kentin bu kent istanbul kentidir yedi tepesinde yedi hançer vardır öyle savrulmaz her rüzgarda kolayına gülmez yas tutuyor etekleri ve yalandır cümbüşlü şarkılarda istanbul kenti kentin sokaklarında beni adım adım dolaştıran nedir yalnızmı kalmak istiyorum karışmak mı yoksa kalabalığa belki belki de değil ama yadsımak neye yarar mutlak seni arıyorum seni direncimin genç anası seni gözlerimin karası hazır kırmışken yasakları ve örülmeden gözlerime ağlamanın ayıbı acının çocukları gibi koyup başımı göğsüme yüreğimi döke döke ağlamak istiyorum ağlamak istiyorum ağlamak ALTI OTUZBEŞ intihar girişimleri acıklı olur bilirsiniz intiharını beyaz gömleklerinin cebinde taşırdı derim camel paketinin yanında çakmak taşır gibi derim bir gün sigarası bitti derim bir hüzün daha edinirim kendime ANA sen ki anasın toprağa benzer yüreğin bereketli doğurgan yemyeşil bir toprağa ana al yanaklı bal dudaklı bir gelin veremedim diye kızma bana sencileyin ak umutlarına ben hiç kara çizmedim hiç kara çizmedim ben çiçek taşıdım güneşe ben çiçek taşıdım diye güneşe kuşkusuz çiçekten bir halka takmayacaklar boynuma biliyor ve ağlamanı istemiyorum sen koskoca bir çınar ben çınardan düşen yaprak bak dalında güneş kökünde toprak var kökünde binlerce oğul binlerce umut duraksız doğup yeşerecek ne mutlu sana ANA ANIMSAMAK KUŞLARI -I- çatıların üzerinde yürürdü serçeler kanatlarından günışığı dökülürdü ciğerleri sökülür gibi öksürürdü yokuşa vurdukça erkenci işçiler ekmeğinin yanına güneşi koyup usulca bakkaldan çıkan çocuk bir çift kanat açardı köşede ben dönerdim geceyarılarından üstüm başım çatışma içinde sardunyaların arasında pencerede sen taze bir badem gibi dururdun beni her sabah böyle vururdun çekip gözlerine mahmur bulutu günaydın derken salt dudaktın biri seni mutlaka öpüyordu bana mı öyle geliyordu sen mi çok ufaktın saçlarında miniminnacık papatya ardında çiçek bahçesi ayıp bir söz gibi yürürdün gözlerimi alıp ***ürürdün körleme kalırdım gidişini görüp de dönüşünü beklememek olur mu beklerdim tahtaya gömülen çiviler gibi bluzunun altında kanatlanan çifte kumruyu biraz köylü biraz burjuva sanırım kalçalarından almıştı o felaket huyu -II- kimdin neydin neciydin benim fikrim yoktu senin yaşın ve korkun kimi vakit konuğu olurdun duvar diplerinde kalleş ölümlerin kokladığı evimin tomurcukları patlayan bir dal gibi gülerdin kahve içtiğimiz fincana pencereye kilime duvara tabakta dilimlenmiş elmaya çın çın mavi saçılırdı en olmadık yerde eteğin açılırdı aklım karışırdı ne mümkündü görmemek hissetmemek incecik parmaklarında aşkla tüterdi değer değmez dudaklarına bütün sigaralar erkekti -III- sen hep oralardaydın küçük hoş görüntülerinle ben yüzümü rüzgara verirdim saçımın her telini uzak mavilere ***üren denize dönerdim sonra sırtında dalgalar yürüten terim soğurdu bir köpek namlu ensekökümde dururdu işkence şuradaydı cezaevi burada yürürlerdi benimle yürüsem uzansam yatarlardı yanıma onlar benim gölgelerimdi bir önüme düşerlerdi bir ardıma -IV- kapandı üstüme geceyarıları polisler sürüklüyordu beni kent boydanboya susuyordu bulvarda bir ağaç gürültüyle kusuyordu kapandı üstüme geceyarıları sen yoktun okul arkadaşlarımın adını telefon numaralarını sinema kapılarını öptüğüm ilk kız gibi içtiğim ilk sigara ilk içki çıktığım ilk afiş gecesi gibi aklımda tuttum bir senin adını adını unuttum anımsamak kuşları bıçak uçmaları ANKARALI senin bu ankaralı haline inat boğaziçi köprüsünü ***ürüp assam bir kartpostal gibi ortasına kızılay'ın sadece trafik mi bütün ezberi karışırdı ankara'nın ANNELER GÜNÜ yeşildir artık yüreğinde kara bulut bugün anneler günü annem beni unut evde acılar koynuna yangelip yatmış inadına giyin sen de mayısa batmış yürü sokakta çocukların düşü aksın yürü ki saksıda çiçekler sana baksın diline genç anılarından bir türkü seç beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç ıslanırsa anıların güneşte kurut senin günün bugün unutma beni unut gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur durma eteğinden beni bir daha savur annem yıldız kayıyor içinden dilek tut koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk gözünde gözümde gözlerinde bin umut Bağırma Bağırma sesinin ardında yüzün huzursuz bir tabanca gibi duruyor Bağırma kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum Bağırma hangi aşk kendi fırtınasına dayanabilir bilmiyorum Bağırma çürük bir yalan oluyor bütün ömrüm Bağırma gece yüklü bir kamyon aklımı solluyor Bağırma gece yüklü bir kamyonu solluyorum Bağırma komşular duyacak diyorum Bağırma şeklimi kaybediyorum Bağırma ke-kemeleşiyorum Bağırma utanıyorum Bağırma garsonların bile ciddiye almadığı sesimi Bağırma usul usul sesimi kesiyorum Bağırma soğuktan ve korkudan Bağırma bir çükün çekilebileceği en son yere çekiliyorum Bağırma bir bardak su istedim akdeniz değil Bağırma sevgili Bağırma gidiyorum BAHAR AGRISI bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan bir bahar daha sensiz yaşanacak demek bir bahar daha insanlar asılacak şafakta ben en çok şafakları ağlarım BEKLEYİS gül diyorum yoksul acilarin gölgesinde güllerin solsun istemiyorum ay diyorum sonra ay n'olur bir vaktinde gecenin yaralarin açsin istemiyorum hangi sevda vurmus seni hangi delikanli gönlüne salvo bakislarla... soramam zeytin Karasi gözlerini yoluma yatirma dayanamam. BULUTLARI KIVIRCIK yil dört mevsim on iki ay yil üçyüzaltmisbes gün olur olmaz yerinde gecenin ve gündüzün tenimde uyaniyor senin çiglik çigliga tenin kütür kütür kirmizi kaniyor elimde bir karpuz ne bir uyku gecelerimde ne düs ne bir huzur elmaya sakalimi sürtüyorum yanaklarin düsünce aklima egilip aliyorum kirazi islak dudaklarini alir gibi agzima gözlerinden akiyor ardarda kaç kugu sonra bütün kugu egimleri boynunda omuzlarinda sirtinin olugunda saçlarin bir gümüs ugultu uçup uçup ellerimi aranan memelerin degirmi bugusu belin belinin çukuru deli edecek beni durduk yerde baslayan kalçalarindaki müzik ve çisil çisil uyanmis bulutlari kivircik.. felâket hüzün bir bahar bir kus uçursa hüznün sevgilim kus bahçesine döner yüzün büsbütün uçurmali oysa geceme seni bilerek isteyerek unutup herseyi açligi surada kavgayi orada militani sorguda isçiyi sokakta parmaklarinizda gün boyu günes bögürtlen yer gibi temmuz gecelerinde mosmor sevismeliyiz seninle sabaha kadar ÇİÇEK GİBİ -I- seven güzelim çocuk karşımda duruyor fotoğrafın güneş gibi asmışım ranzama seni gözlerimi gözbebeklerinde unutup o kadar yakın ve o kadar ürkeksin ki uçacak elimin sana uzanan rüzgârında sarı saçların tokasından kurtulup kolumu kanadımı kırıyor fakat yüzünün ortalık yerinde buruşan keder tam da gülecekken sımsıkı kapanıp yapışıyor kiraz ağacının bütün kirazı dudakların gözlerinin yemyeşil uğultusu ve pembe buğusu yanaklarının susup kalıyor apansız hem ne dersin ben sana aşık oldum küçük kız hem de içerdeki adama durup dururken aşık olan bir dolu şaşkın varken hem de bunu yasaklamışken kendime duvarla demir arasında voltada ranzada aykaranlıklarında yapayalnız çarparken yüreğim deli deli seni sevmenin sakıncası yok fakat seni sevmek yarını sevmek gibi birşey o güne dek bırak oyalansın bu yürek hem nasılsa sevmeyi öğrenmen için bir on yıl daha büyümen gerek -II- baban hapiste seven ranzası ranzama bakıyor öfkesi öfkeme seni anneni ve ülkemizi düşünüyor kükrüyor yaralı bir aslan gibi seni anneni ve ülkemizi düşünürken baban çıkacak hapisten uçacaksın gümüş bir kuş gibi kanatları kurşundan kurtulmuş gibi ne güzel şey seven baban çıkınca hapisten uçacaksın gümüş bir kuş gibi kanatları kurşundan kurtulmuş gibi -III- belki herkesin babası çıkamayacak hapisten ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten bir zaman daha belki yaylım ateşlere düşecek en çocukça düşlerinin yolu belki bir zaman daha gözlerini ısıra ısıra ıpıslak bir bulut gibi yürüyecekler duvarlar boyu ve fakat şundan emin ol ki güzelim çocuk kollarının ucunda sıkışan dehşetli masum o iki yumruk alâmetidir kopacak kıyametin ELLERİMİ BULSAYDIN Bu vapur kalkar birazdan Kalkip gidemeyen bir ben Martilarin goturup getirdigi Bu vapur kalkar birazdan Kar soguklarinda iskele Asiklara savunmasiz durur Kalbime romatizma vurur Bu vapur kalkar birazdan Bu vapur kalkar birazdan Kederimi yuklenip gitmez Bir yangindir ki ansizin Ask basladigi gibi bitmez Bu vapur seni goturur Palamari kalbime gecer Kadikoy kac adimlik yer Bu uzaklik beni oldurur Beni denizlere alsaydin Belki cocuklugum biterdi Sen ellerimi bulsaydin Bu vapur yine giderdi. ELLERİN MÜEBBET senin neden neden istediğini bilmezdim çamaşır makinası der koyardın postanı tersyüz eder ceplerini gösterirdi babam bir el ıslatır çitiler bir el iplere dizer rüzgâr savurur güneş kurutur sanırdım ellerim ellerim ellerim derdin anne tuzbuz olurdu evimizim tek aynasında sesin binse sesim bir akça kuşun kanadına gitse boy boy çamaşır leğenlerinde kaç müebbet buluşuyor ellerim senin küçücek ellerinle GECE GEZİNTİLERİ ağzımda mavi bir ıslık omuz başımda yıldızlar sırtımda kurşun yanıkları gültepe sokaklarını adımlıyorum derelerden caddeye uzanan yoksul işçi sokaklarını gözü yaşlı anaların ellerini öperim sabah çaylarını demlerim işçilerin genç kızlar sevda şiirleri ister gerçi sokaklar suskun sokaklar kelepçeli ama gece tepeleme yıldızla dolu mavilerim çocukların düşlerini bir ev var köşe başında boyasız iki canı eksik iki dalı kırık her gece özenle iki yatak serilir bahar serinliği anamın elinde yumuşacık nöbetleşe yatar bizimkiler gece boyu şefkat beklenir parayla alınmazları satarım yoksul sokakların çerçisiyim ben heybem kavga nakışlı umut dolu bütün yasakların üstünü çizerim koşarak gelir çocuklar tamamlanır yarım kalmış yazılar biter elbet bu firari gezintiler kırık kapılı evinde gültepe`nin bir bebek ağlar babası yitik ağzımda ıslık dönerim metris damına ağlama bebeğim türkülü sabah bırakırım kapına Konu kadınca tarafından (07-11-2007 Saat 11:45 ) değiştirilmiştir.. |
|
#3
| ||||||
| ||||||
| GÖÇ -I- göçüyorlar giysilerini onarmışlar akşamdan bir kavgadan bir kavgaya sedir ağaçları altından göçüyorlar ölülerini aralayarak siperlerden kuşatma altında beyaz bayrak bilmeden göçüyorlar sırt çantaları kavga yüklü umutla ayıklanmış gözlerinde çekincesiz ağlayış göçüyorlar yalnız bırakılmışlığın alnına çakarak filistin türküsünü göçüyorlar ayrılık dizilmiş iki yana dimdik ayakta bir ülke gibi geçiyorlar aradan göçüyorlar öpüp ağızlarından karılarını ve göğü kuşatan ölüme bir dizi güvercin uçurup tüfeklerinden güle güle arkadaş kanarya mı saka mı kafesindeki kuş ölüm değil ya ayrılık nere gitsen bir ağaç gölge ve kuş -II- filistinli kadınlar bizim kadınlarımıza benzer biraz iri dolgun göğüsleri göçebe giysileri bir kök gibi duyarlı sağlam inadına doğurgan savaş kadınları analarımız çok çektiler beyrut'a benziyor yüzleri darmadağın ama kadın selviden ince çınardan yüce bütün kadınlar gibi güzel analıklarını giyip gözlerini upuzun yatırmışlar göç yoluna memelerinde yarınin insanı em bebeğim ısıt avuçlarını ısıt oynak tetiğine tüfeğin -III- göçüyorlar bir kavgadan kavgaya akdeniz'in kıyıcığından uzanıp baksam ve çığırsam ortak türkümüzü selam ederler bir bayrak gibi ellerini güle güle arkadaş güle güle türkiyeli sesim türkiyeli elim sizde kalsın bıçak keskini günler için HEPİMİZİN OLSUN BU ŞİİR rüzgâr etekli geçin çocuklar gözlerimden geçin kısa pantolon boy boy oyun oyun şakacıktan oyuncuktan olsun razıyım dünden ba-ba deyin çığlık çığlığa önümde durun pamuk ellerinizle boynuma tırmanın dizlerimden karıştırın ceplerimi yüzünüzü sakalıma sürün ağlamıyorum kokunuz kaçtı da gözlerime o yüzden öpeyim gıdığınızı hadi katıla katıla gülün ulaş barış evrim özlem gökçe devrim güzelim adlarınız şimdiden tutmuş umutları yapraklarca balıklarca kuşlara geçin tuzakları aferin çocuklar size aferin bin aferin kat kat katlanıyorsam acılara gıkım çıkmıyorsa gövdemi serin bir dal gibi şafaklara salmışsam ipten alıp zehir-zıkkım müebbetlere yatırmışsam şair olmuşsam ekmekten ve aşktan yana bir adım daha erkene almışsam yani ömrümü bulutsuz yürüyün diyedir altında göğün hadi öpün birbirinizi öpün bir daha öpün ve alın artık ellerimden sizde büyüsün gülüm HIRSIZLAMA kapalı kızların kapılarını hırsızlamalı kim takar karşı kapıya karanlık konan papağanı çatlatıyor damarlarımı kan bahar gelmiş aylardan nisan HOŞ GELDİN ÖLÜM Hoş geldin ölüm Buyur otur Saklımız kalmadı Dök eteklerinden taşları Ben bir rüzgarım Özgürlük rüzgarı Bir yürekten bir yüreğe Taşırım umutları Ben bir dağ seliyim Yıkarım duvarları Yükselir kentten Çorba kokuları Ben bir denizim Hırçın dalgalı Ölüm nedir bilmeden Döverim kıyıları Bütün dostlar uyanık Şafağı karşılıyor Yan hücre kapıyı çalıyor Kalk gidelim sıradakini bekletmeyelim İÇERİ düştüğünüzde çok şeyden ırak bir daha yaşayamayacaksınız çok şeyi tutamayacaksınız kolundan kısa pantolonlu bilya çağında bir çocuğu coşamayacaksınız bir kızın eteklerinde oyun rüzgârı uçurmasından bir daha hiç kalkamayacaksınız belki demir kaşıklı beyaz bir sofradan ve kanınız kaynasa da deli yalnız düşlerinizde tadacaksınız sevişmeyi ama dışarı baksanız da bakmasanız da avaz avaz sıçrayacaksınız camdan ne zaman bir yaşıtınız düşse delik deşik süngü ucundan İKİ ÇİZGİ avucumdan düşüyor iki çizgi biri ak kara biri ak sizin olsun bahar açan dağlara düşer yolu kara bende kalsın yaftalı ölümle biter sonu İNAT sabahın köründe çıkıyorsunuz evden kaybedilmiş savaşın utancı sabahın köründe gölgeniz kardeşten ötesiniz belediye otobüslerinde teriniz etiniz karışıyor birbirine evin delisi gibi kanıksadınız kadıköy karaköy vapurundaki sinan’ı sırayla geçer uykulu gözlerinizden işportacılar dilenciler martılar ve en aptal uyumu dalganın fakat birdenbire bir mendirek gibi girer göğsünüze denizde ölü bir balık olmak isteyen kadın nanikçe bir şey var şu intiharda azbiraz mizah yani geçer geçmez aklınızdan oracıkta yüzünüzü donduran inatla duruyorum işçıkışlarında ellerim gökyüzü kadar geniş hem kör hem topal siz böyle nereye İŞKENCEDEN GELİYORUM işkenceden geliyorum çığlık çığlığa üstüm başım değemem dudağımı dudağına elektirik kokuyor ağzım kelimelerim birbirine vurur gözlerim yanar ağlarsam dalga dalga uçardı saçlarım ben de koşardım bir zaman işkenceden geliyorum acıyı umuda kattım uzatma sarılası boynunu kollarımı askıda bıraktım yumuşak yataklar arama başımı koyacak bir yer bulurum hem ben uyursam artık şimşekli bulutlarda uyurum yıkılma sakın bırakma kendini taşırım ben bu çarpık gövdeyi seni yitirmek de olsa ucunda yendim işkencede işkenceyi KİRLİ GÖMLEK yiğidim yiğit olmasına ya yanık türkülere vurmayın beni tutuşur dizelerim sonra herbiri yıldız kenti halinde kardeş yıldızlar anamız birdir aynı sevdaya yalınkılıç soyunduk işte yatıyoruz gece içinde zindan içinde acılardan söz etmezdim annem düşmeseydi usuma yıl yıl üstüne bindi de öpemedim elime benzeyen elini annemin geceleri inen sezsizlik umarsız açan eski yaradır işte gene yükseldi duvarlar etme gözlerim koru kendini ayıklasam dizelerimden acıyı ölümü şu duvarların nemini kirli gömleğimi kokluyormuş annem koklasın şiirimi sıcak bir ekmek gibi KOLEJLİ ellerimin el olduğunu hatırlatan kolejli kız gün görmüş bilge tavrıımı yerle bir edip geliyordun çok parçalı kırarak okulunu ben senin yaşında genelev hariçtim gerçi ben senin yaşında devrime sürekli taliptim kareli eteğin kitapların örgülü saçın geleneksiz baktığımda sigara tutuşun bir lafın arkasında duran başka bir lafın kuşları ansızın kalkan dal gibi pembeleşn sesin ve rujun dudaklarında çalakalem enine boyuna uygun duruyordun her haftasonu ben seni küçük görüyordum ben zaten ne zaman küçük görsem yanlış yapıyordum KUŞLARDAN ÖNCE KALKAN palton yoksa ellerimi tut kaportacı işçi çocuk pusu kurmuş kapına çakal gibi bir soğuk MACERAM genç mi olunurmuş içerde a benim gülüm söyledim yedi yılda bütün türkülerini ömrün güz bir yandan uçuşur saçlarımda kış bir yandan ihtimâl ki ben senden tam sekiz ilkbahar büyüğüm sen saçlarına ilkokul kurdelası taktığın gün devadımlarla buluştu ayaklarım ah ne çabuk kanımı pompaladı yüreğimin çelik kasları kanım damarlarımda şaha kalkan atlardı beyaz atkılar gibi attım boynuma bulutları uçura uçura yürüdüm rüzgârında ölümün en güzel nakışını vururken kanatları kuşun delip geçti karaciğerimi karanlık bir kurşun onsekiz yaşım düştü ıslak aynasına asfaltın ılık bir ıslık gibi aktı kanım fakat ölmedim bir hemşirenin mavi gülüşüne tutundum gülüm anladım ki asla yenemez gülen insanı ölüm dokuzuncu gün haykırdım pencereden gökyüzüne heey kurşunların rağmına yaşamak ne güzel şey ben böyle hep uslanmaz kavgacı ve her güzele aşık durmuşken ****en mart akşamlarına bahar gibi şık duvarlara zincirlere çıktı yolu umudumun şarkılar ne bilsin sorguevlerini istanbul'un gayrettepe'yi samandıra'yı... ah gülüm ne bilsin parmaksız bir el gibi bütün tanımları insanın insan işkencede susabilen bir hayvanmış meğer dur ağlama küçüğüm hiç yakışmaz yüzüne keder ta kökünden tükürdüm dilsiz kalacakmışım ne gam işte böyle başladı benim yıllar süren mâceram MERAK siz şimdi bana bir kucak gökyüzü getirebilir misiniz demir örgülerle parçalanmamış suda serin suda pırıl pırıl akan bir yaprak bana çiçek kokusu bana deniz bana toprak boyunca mayısa batmış bir ağaç büyütebilir misiniz bana verebilir misiniz muştusunu silahları susmuş bir dünyanın aç doydu güneşe sarındı çıplak-diyebilir misiniz söyleyin bana okuyabilir misiniz kurtuluş haberlerini şiir tadında güney afrika'da kara öfke kara bir kartal gibi kondu karanlığın gözüne alaydınlık bir sabah doğdu zencilerin yüzüne- mesala gencecik öpüp gitmek birşey değil şu kahrolası merak olmasa Konu kadınca tarafından (07-11-2007 Saat 11:46 ) değiştirilmiştir.. |
|
#4
| ||||||
| ||||||
| MERAKLI BİR KIZLA SÖYLEŞİ ilk şiirini ne zaman yazdın ilk aşık olduğumda ilk ne zaman aşık oldun ilkokula giderken nedenli sevebilir ki çocuk bir insan nasıl severse ama erin bile değil acılar erken büyütüyor bizim ülkede çocukları anlayamadım yirmi besi geçmiyorsa başımız yedisinde baslarız sevmeye ölümüne severiz on birinde peki ya aşk nedir en güzel bölüşümdür ne zaman doğdun hangisini soruyorsun o da ne demek 1960'ta büyücek bir bakir leğen içinde iki damla çiğlik katışık buğday kokulu anam diz kırıp titrek bacaklarından doğurdu beni aşık olduğumda doğdum ikinci kez ela gözlü bir kızdı narince çabuk kirildi ama ben donemdim geriye sonra dostlarım doğurdu beni gürül gürül düşünerek tezgahtar yoktu aramızda ve zindanda şiir adında bir kız tanıdım barıştı kavgaydı insandı sevdim onu o da beni sevdi sevişir doğarız o günden beri duvarlar çok yüksek yakışıklı mısın göremiyorum gecen gün şiir yazıyordum açılmış dünyaya kollarım at ötede unutulmuş bir ayna eğilip baktım yüzüme boyuma poşuma göğüslerimi şişirdim içeri çektim karnimi yok canim benzetemedim bir şeye gözlerim özlem ateşi alnım kursun yeri ellerim çocuk eli boyum insan boyu tenim alaca şafak insanim iste olancası bu ölmek nedir yasadım diyebilmektir ya yasamak ölebilmektir çırılçıplak orta yerinde yasamın ama sen çok gençsin kendine bak yüzyıl yasadım ben anlayamadım önemi yok ben seni anladım |
|
#5
| ||||||
| ||||||
| MÜEBBET TÜRKÜSÜ-1 önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi bırak torbanı atlas'a ödüldür gökkubbeyi taşımak düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın yürü delikanlım beton altında toprak uyansın duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün |
|
#6
| ||||||
| ||||||
| MÜEBBET TÜRKÜSÜ-2 şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler -olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be- gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be.. biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım kırdım belleğimin bütün sırrı dökük aynalarını ranzam soğuk ranzam ayaz ranzam kar altımda demir üstümde ışık yanımda duvar üşür ellerim sensiz ellerim öksüz ellerim nerde portakal bahçesi kadar sıcak memelerin dönerim gene duvar gene soğuk gene ayaz düşlerim seni almaz düşlerime müebbetim sığmaz bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun güneşi yatırsalar koynuma ısınamam bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun |
|
#7
| ||||||
| ||||||
| MÜEBBET TÜRKÜSÜ-3 bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun sen yüreğimin dağlarında sakladığım kaçak kız seni sunuyor kar yüklü dallarıyla çam ağaçları kimliğin bende saklı uzanıp alsam alnın apak gece balçık gibi yapışıyor ellerime saat kaç tende yaşanmayacak aşkımız anladım tenimde isyan yorgunum ranzama uzansam gözlerimi kapatsam bir daha açmasam beni bu kapkara suskunluk beni öldürecek diyorum avaz avaz düşüyorum asama dikse anam kapımızdan balkona tırmansa akçamların kokusunu sen saçlarından savursan üç yanı sırılsıklam ülkem gibi hep acı dalgalara dirensen yanağından mutlu bir damlanın yuvarlandığını görsem kar da eridi çamur sonra yağmur sokaklar çıplak asfalt makadam bulvar ayaklarda o bildik bıçak acısı haki gömleğinden bir düğme aç ellerimden üşüyorum şafakları yunus çıkarsa ağlarından balıkçılar beter ağlar dudaklarında uzayan sigara külü martı kanatları ve türkü: bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun bulaşıyor dilime beni ağzınla sustur susturacaksan |
|
#8
| ||||||
| ||||||
| MÜEBBET TÜRKÜSÜ-4 sabah oldu beni ağzınla sustur susturacaksan gazeteyle uzatıldı mazgaldan dürülmüş bir yangın gibi korkunç acılarıyla ellerime on üç yıl öncesinin vietnam'ı pirinç tarlaları bambu evleri insanları yani kavgaları 1972 trag bang köyü ve temmuz güneşi ve yankee ve napalm yani ölüm bulutları yapışıyor sırtlarına çocukların çocukların bacakları tutuk çığlıkları var fakat ağızlarında boylarından büyük ilkokul çağında saçı kara çığlığı yangın küçücük kızın bant çekmişler göbeğinin altına ne ayıp ne yasak kaçıyor o güzelim çocuk bütün insanlığıyla çıplak elinden tutmalı göğsüme basmalı göğsümde soluklandırmalıyım benim de gözlerim yanaklarıma doğru çekilmeli acıdan ağzımı kulaklarıma dek yırtarcasına haykırmalıyım payıma düşeni almalıyım yedi milyon ton bombadan işte ben her acıda böyle sırılsıklam şaşkınım haykırılmış her çığlık burda benim ağzımı yakıyor durma kanıyor acılarım gövdemin neresine dokunsam kaldırmadan demir parmaklığı insanla insan arasından canım sevgilim ben bu yaraları kabuk bağlatmam |
|
#9
| ||||||
| ||||||
| MÜEBBET TÜRKÜSÜ-5 alnım parmaklığa gömülü alnımda tarifsiz hasret dörtbir yanım idam dörtbir yanımda türküleşen müebbet ne bir yıldız kayar üstünden ne bir çiçek açar hücreler burada susuz kör kuyulara benzer her bahar duvara koşar da sarmaşıklar yaz biter yorulur sonunda salkım saçak dal budak ağaçlar gözlerimi içime çevirmesem gözlerim duvarda kurur bir an büyüse suskunluk kulaklarıma kurşun akar belki bu yüzden yüreğimde tepesi karlı dağlar boydan boya karadeniz boydan boya toros akdağ karadağ altındağ cudi ağrı canik aras vurulup öldüğüm kalkıp çocuklar gibi güldüğüm dağlar yakındır eteklerinde dudaklarına özenir kiraz ellerin tüfeğinden çözülür göğsüne ılık ılık kan yürür dişlerinin arasında apak ilkbahar kardeleni uyanırsın tenin buğulanır bilirim dudakların mahmur uykudadır kollarını açıp gerinirsin ormanın bütün ağaçlarınca yeşil dokunabilsem sana çoğalırdım saçlarınca tel tel yüreğimin ırmaklarını aykırı akıtıyorum dağlara doğru süzülüp gelsen suda bir papatya kadar güzel |
|
#10
| ||||||
| ||||||
| MÜEBBET TÜRKÜSÜ-6 saçlarını yastık yapıp yatıyorsun öyle düşünüyorum yorgan diye geceyi dört mevsim üstüne çekiyorsun yaprak düşer ay düşer yıldız düşer kar düşer kurşun düşer üstüne bomba ölüm ayrılık düşer apansız sena düşer aklıma beni ağzınla sustur göğsü isyan göğsü ateş göğsü tomur tomur sena onaltı yaşının heyecanını tarar aynada çıplacık boynu... el-boruk dağlarında israil konvoyu kıvrılır yılan gibi... nazi fırınlarından sarı yıldız uyanır aynada gözlerini bırakır gözleri iki yüz kilo bomba içine 504 peugeot'nun büsbütün bir kinle oturur kanatlanır avına sena mehdillah şii müslüman kız sedir ağaçları değil yanan köyleri geçer iki yanından hükmünü okur benim ülkemde filizkıran fırtınası dalların acısı gelir hücremde beni bulur konvoy patır cizze arasında durur.. sena atmaca sena nisan dalları gibisin sena sena fünye fitil ateş... sena dur ama durma... gövdesinin dört katı ağır bombayla patlar güzelim kız beni ağzınla sustur susturacaksan |
|
#12
| ||||||
| ||||||
| MÜEBBET TÜRKÜSÜ-7 bu türkü hiç bitmeyecek karanlık sular akıyor içime her dizesi bir fırtına belki soluğum yetmeyecek korkarım teninden avuçladığım buğu uçup gidecek yastığım sımsıkı yastıkta aralanmıyor dudakların kış üşümesiyle durma sırtını dönüyor yatağım bir yangından çıkmışım tepeden tırnağa yanık çekip almışım bir çocuğu çığlığı bende kalmış yana yana dost kapılardan yüzgeri olmuşum su dökenimi aramışım inatla beni ağzınla sustur beni suskunluk kapkara suskunluk öldürecek beni sesi türkümün sesi sağanak yağmurları isterim dur altına sen de sağalır belki ateşi gövdemin duvarla başladı duvarla mı bitecek türküm şu dağlar eteği kuşatma tepesi karlı dağlar şu okul şu sokak şu ev şu ağaç şu bulvar düşünüyorum da sanki bir varmış bir yokmuş benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş sesli konuş dışarda kalmasın çiçek yüklü dallarıyla bahar balçık gecelerden balçık gecelere çıkıyorum ayaydınlık sabahlara bir de sana inanıyorum MÜEBBET TÜRKÜSÜ-8 benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle benim gecelerim tepeleme ısırganotu sevgilim dur durak yok bana bu bahar akşamlarından toprak deniz ve kadın kokularıyla dövüyor da kapımı bir karası aşıyor duvarı kahrolası karanlık kibriti çakılmış sigarayım nerede dudakların barut dumanıyla islenmiş belki kararmış saçların çekincesiz yıkanırsın deli çılgın akan sularda sular hırçın sular arsız ben ellerimle yapayalnız kovalanmışım çocukça düşlerimden taşa tutulmuşum balıkları oltada bir deniz gibi ayağa kalkmışım delikanlıyım yıldızsız gecelerde düşlerine kıran girmiş sensiz kupkuru bir dalım güneşin gözüne batan grevsiz işçiyim de ocağı tütmeyen evim öğretmenim diline sözcük sözcük yasak vurulmuş çocuğum elinde bir balon bulut bir dolu umut benekli balonlarım sonra bir varmış bir yokmuş benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş MÜEBBET TÜRKÜSÜ-9 türkü söylüyoruz tahliyecinin ardından nedense yanık yanık birşeyler kokuyor havada ağlamak istiyorum ateş hattından çıkmışım beni ağzınla sustur tam bir hafta aralıksız dövmüşler barikatı kanlı upuzun bırakmışım üç arkadaşımı yorgunum yürürken şarapnel parçası düşüyor göğsümden çekilen ilk dişimmiş gibi alıp cebime koyuyorum daha otuzbir dişim var katıla katıla gülüyorum yaranı avuçlarıma ver ateş hattından çıkmışım yitiyor nöbetçi kulesi ellerim kopuyor parmaklıktan nerede susuzluğun bir yudum su kaldı mataramda ağzımda senin dudakların bir varmış bir yokmuş duvarın dibinde kurt köpekleri ve bolivyalı çavuş guevera'nın sırt çantasında neruda kahkahası ve ezbere okuduğun bizim şairlerimiz geliyor aklıma salt bizim işimizmiş gibi şaşıp kalmışım felâket yakışırmış meğer onlara da ölmek çınar dediğin de gün gelir devrilirmiş usulca anımsa ne derdik aramızda ona hadi anımsa a. kadir amca a. kadir amca a. kadir amca MÜEBBET TÜRKÜSÜ-10 benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle ben yokum okulda fabrikada sokakta sen yoksun her adımda bir pusu her pusuda bir sevinç asılı kapılar kapalı pencerelerin perdeleri aralanmaz çocukların oyuntaşı parçalanır camlarda gülmeler açmaz ardına kapının süpürgeyle kurum yığar bir kadın öğrenciler başka işçiler başka bir başka ülkem sen neredesin insan kardeşim nerede neredeyim ben hücremin değil evinin duvarında bitiyor voltam buz gibi titriyor sırtıyla duvara sırtımı dayasam adımlarımı sayıyor bir iki üç... aklı karışıyor gün biter mi ay biter mi mevsim yıl biter mi duvardan duvara ömür biter mi şaşıp kalıyor kapısını açsa kapıma çıkacak ödü kopuyor işte bu insan kardeşimin ölümcül korkusu bu işte ağır mahkumum düşüyorum bütün uçurumları yüreğinin kayalıklarında yeşertemedi henüz bana bir dal paramparça parmaklarım korkusunu sıçrıyor uykusunda Konu kadınca tarafından (07-11-2007 Saat 11:46 ) değiştirilmiştir.. |
|
#13
| ||||||
| ||||||
| MÜEBBET TÜRKÜSÜ-11 insan yaralarım kanadı beni ağzınla sustur yaralarım kanamasa gözlerim duvarda kurur kör sağır suskunlukları dipsiz düşüyorum ayırdına varmadan dibini çekiyorlar uçurumun beni dipsizlik kapkara dipsizlik öldürecek beni sözüm kurşun hasretim kurşun kurtuluşum açsana gülün yaprağını uçsana kanadını kuşun sevmesi sevişmek değil gülmesi gülüşmek çocuğunun saçlarını okşuyor elleri dalgın elleri uzak yasaklarca çalışıp konuşup yaşıyor yasaklarca hah desem unutup büyük ellerini kaçacak kaçacak ardında madeni sesler bırakarak keşif kolları çıkar inadına yasak ateşler yak kuşatmalar da kuşatılır bir yerde haber uçur alınıp satılabilen bir ülkenin müebbetiyim ben türküm duvarla türküm yangınla sürüp gidecek gencim delifişek gözlerim bir çift kara tüfek bütün umutlar menzilimde belki kızıyorlar sözlerime henüz bir avuç insan kardeşimi gördüm fakat şaşırmadan ellerini dimdik bakabilirken gözlerime MÜEBBET TÜRKÜSÜ-12 benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş çoğalmasın yangın sesli konuş güzelim insan adın bende gizli gölgen takibinde helikopterin her gece koşar gelirsin düşlerimin çekimine kapılıp kent dağa kavuşur ellerim ellerini bulunca ellerimiz buluşunca düşlerim gece baskınında çam ve ardıç kokularını göğsüme bırakıp kopar yürürsün ellerimin şehvetine sarınıp yürürsün canımın içi kanatlan çarçabuk serçe tedirgini adımların ele vermeden seni... kaç mahpus yılı düşlerime girip çıktın hep bir umudun allığı düşler ki sınırsız düşler ki yazdan kışa uçsuz bucaksız düşler ki yaşanan yıllara aykırı... kurumasın istemem rüzgârda salınmadık hiçbir dal minik ellerin yine kabzasında büyüsün silahın devrederken nöbeti fakat bir el değmeli eline acı bir bulut gibi taşıma saçlarını seni ülkem bildim yorulursun arama arama ellerimi ellerimi unut katmer güllerin açtığı dağlardadır aşk ve umut MÜEBBET TÜRKÜSÜ-13 umudum dağlarca yapraklarca umudum halklarca fabrikalar gecekondular... duyuyorum tıpırtısını varoşların daha fazla dayanamaz bu beton bu demir bu plastik kolumu uzatınca elini buluyorum yan hücredeki arkadaşın eli sıcak elim sıcak sımsıcak umut yaşamak bu yaşamak bu diyorum kesip atıyorum karamsar yerlerimi ve gülüyorum gül sen de yüzünde güller açsın güney afrikalı zencilerin kavgaları erik çiçekleri kadar ak biliyorum nice kavgalar verilmekte bana yakın bana uzak hücre hücre direniyorum kuşatılsam da sayrılıklarla gün gelecek saçlarımın güz savrulması durmuş olacak duvarla boğuşmayacak hiçbir düş hiçbir adım hiçbir ayrılık ve hiçbir sözcük şiirde bir silah gibi patlamayacak ne müthiş bir duygu içerde umudu kıyasıya yaşamak çürütülmek ve öldürülmek olasılığı ağır basarken mutlu şarkıları ve zafer tarakalarını beklemek evet canım gün gelecek nasıl atılmışsam içeri öyle diri ve genç aşacağım yıkılan ilk duvarı oğlu kızı yitik bütün kadınları anam bileceğim sen diye öpeceğim ağzından karşıma çıkan ilk kızı MÜEBBET TÜRKÜSÜ-14 karşıma ilk çıkan kızı sen diye öpeceğim ağzından boynuna doladığım kollarıma ayaz vuracak belki soracağım nerde belinin çukuruna dolan saçların susturacaksa o kız da ağzıyla sustursun beni... direnmenin güzelliği yüzümüzde kış bahar yaz çok değişmedik fakat ellerimiz büyüdü azbiraz gökyüzünden çalıp yolla uçurtmaları salkım saçak ellerimizde çocuk merakı ellerimiz güzel haberlere aç... bana ince uçurumlara bakan kar bahar yüklü patikaları anlat ki iz sürücüler tıkanıp kalsın sonlarına bakınca o saat köylere inişlerinizi bir de bir de kentlere kaçamak yün çorapları önemse dağlarda korkarım ayakların donacak... ağlamaklı oluyorum ne güzel düşlerken kuşanmış günleri kırılacakmış gibi bütün kapalı kapılar bugün yarın bayramlık giysilerimle buluyorum kendimi aynada tıraş olurken ranzamda uyur uyanık düş denizi geçiyor üzerimden alıp getiriyor kovasını küreğini kumdan kale yapan çocukların bulutları yıkıyorum saçlarından gözleri nasıl da umut... hep umut edeceğiz sevgilim kopacak her yenilgi sonrası sustu sanılan yüreğimizde korkunç bir yaşam fırtınası (Ocak-Mayıs 1985) MÜMKÜNÜM YOK plastik tadında yediğim içtiğim yaz kış gözlerimi örseliyor duvar paslanıyor demir gelip boyuyorlar hep aynı renkte ölemem beton tuttu ayaklarım dışarda kar karın altında toprak nasıl hasretim bir kuşun kanatları geçiyor üzerimden bin kanat bakıyorum parmaklığa aklı gidiyor nöbetçinin kırk yıllık yoldan tanırım ben soğukları ama asıl baharların erbabıyım yine yorgun argın aşacak dağları yine kapıma yıkılacak karanfil elleriyle koymuş gibi bulacaklar badem mi olur erik mi çağla mı kendi dalından asacaklar baharı kaç yıl oldu alışamadım mümkünüm yok bu kez firarım aklı gidiyor nöbetçinin tüfek tüfek kalıyor tezkeresi yakın hırsla parmaklarını sayıyor göz gez arpacık bakıyor fena bakıyor gece dehşetli uzuyor duvarı iniyorum toprağa basmalıyım bir kuşu uçmalıyım deli esmeli poyraz bir dal parçası azbiraz mutlak duvarı aşmalı yoksa duramam gövdemi mıhlasalar bahara kalamam mümkünüm yok bu kez firarım hırsla parmaklarını sayıyor baştan sayıyor tezkeresi yakın düşleri kayıyor apansız bin basamak nöbetçi kulesi yapayalnız ağzında uçurumun apansız kar etmiyor parka ah ne çocukça ıslık beter üşüyor tetik otomatiğe düşüyor ben bahara kalamam ay batarken şafak şafak açarken yaban süseni ben yalnayak fırlıyorum duvarın dibinden bir ses canavarlaşacak ardımdan döne döne sırtımı yakacak ciğerimi bulacak beni toprağa yıkacak vu-ra-cak mümkünü yok bir ödül bir tezkere alacak karaköy'de bir ******yla yatacak kaç bahar büyüğüm ondan onda hiç bahar açmayacak mümkünüm yok bu kez firarım ONLAR Kİ yola çık upuzun yürü vurulmuş çocuk başları arama zeytin dalında asılı kızın çıplaklığında kalma alev dalgası saçlarını rüzgara yatır yürü.. havada elden ele devşirilen barışın sesi dar havada kuşatma içinde dövüşenler var havayı kokla havayı dinle coş.. onlar ki bu yoldan mavi gözlü kız zeytin dalına asılmadan güneşin alnacına koştular barışa bayrak oldular bayrağı al kavgayı al koş... onlar ki yangınlı ufuklardan yangınlı ufuklara at sürdüler susuz ve aç topraklara yapışmış karınları dağlarım kadar mavi umutları ve bir çiçek gibi güneşe arzuyla gerinen kadınları kızları ve erkekleriyle merttiler buğdayın sarısından insanın arısından kavganın yarısından dönmediler ve onlar ki yolumuza çam kokuluumutlarıyla güneşi serdiler yola çık acılara dalma alnını dağ serinliğine yasla unutma bütün sokaklar kent alanlarına çıkar bütün ırmaklar denize akar ve makineler tarlalar insanlar senden yana onları Utandırma.. bu bir özlem bu bir türkü bu bir emir havayı kokla havayı dinle koş.. ÖGÜT bir gün eğer yolun düşerse sorguevlerine cinsiyetin yaşın rengin farketmez kardeşim yeter ki tükür dilini yüzüne SAKLAMBAÇ önüm arkam sağım solum beton hey toprak neredeysen çık SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ geçici ayrılık benimkisi ilkyaz çiçeğine gebeyim ağıtlar yakmayın adıma ben ölmedim ölmeyeceğim sıcak saklayın gecelerimi karlar altından çıkıp geleceğim düşlerinizin ateşinden ılık bir rüzgar gibi eseceğim demlice bir çay koyun üstüne aç çocuk gibi besleyin sobayı nasıl tütüyorsanız gözlerimde öylece tütsün buharı uzunca serin yatağımı boyunca uzansın ayağım el aman deyince gece usulca kıvrılır yatarım can canım canlarım hazır mı koynunuzdaki yerim gün olur gecikmiş çocuk gibi bağıra çağıra gelirim Konu kadınca tarafından (08-11-2007 Saat 11:20 ) değiştirilmiştir.. |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konu Açanlar | Forum | Cevaplar | Güncel Mesajlar |
| aşk şiirleri, sevgi şiirleri, aşk yazıları, güzel sözler, sevdaya dair, sevgi burada, sevmek budur | kadınca | Ücretsiz uzantılı siteler | 0 | 09-02-2008 11:58 |
| CHE GUEVARA hayatı ve şiirleri | Ra_eM | Şairler Ve Yazarlar | 0 | 08-11-2007 06:42 |
| Nevzat Çelİk | Ra_eM | Şairler Ve Yazarlar | 0 | 08-11-2007 05:58 |
| Yunus Emre Şiirleri | Ra_eM | Şiirler | 13 | 07-11-2007 07:33 |
| Hilal Aydın Şiirleri | Ra_eM | Şiirler | 7 | 07-11-2007 07:32 |