Nevzat ÇELİK Şiirleri

Şiirler Nevzat ÇELİK Şiirleri Şairler Ve Yazarlar hakkında bilgi paylaş; 1 MAYIS Az dikkat etsene memedim Sokaklardan toplayıp attığın Taş değil yüreğin ----------------------------- AF duvar duvar ...
Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
1 MAYIS

Az dikkat etsene memedim
Sokaklardan toplayıp attığın
Taş değil yüreğin



-----------------------------


AF

duvar duvar duvar
sana ne desem ki ah
incitmeden gözlerini mahkûmun
her taşını kırmalı bir bir
gerisi laf-ü güzaf

AGLAMAK

bir elimde ölüm fermanım
bir elimde sevdam
birbirine kenetleyip ellerimi
yürüdüm
gecenin bir vaktidir
kirli sarı ışığı sokak lambalarının
ve karanlığın bilindik sözleri
ardımdadır

iz tutmuş duvar diplerinde
telaşlı adımlarıyla işçilerin
tedirgin korkulu akışı
ve donup kalmış akşamları
kapı önlerinden kadınların
çocuklarını kollarından kapışı

kentin damarı sokaklardan
el ayak çekilmiştir
kan çekilmiştir
can çekilmiştir
atmaz atardamarları kentin
bu kent istanbul kentidir
yedi tepesinde yedi hançer vardır
öyle savrulmaz her rüzgarda
kolayına gülmez
yas tutuyor etekleri
ve yalandır cümbüşlü şarkılarda
istanbul kenti

kentin sokaklarında beni
adım adım dolaştıran nedir
yalnızmı kalmak istiyorum
karışmak mı yoksa kalabalığa

belki
belki de değil
ama yadsımak neye yarar
mutlak seni arıyorum
seni direncimin genç anası
seni gözlerimin karası
hazır kırmışken yasakları
ve örülmeden gözlerime ağlamanın ayıbı
acının çocukları gibi
koyup başımı göğsüme
yüreğimi döke döke
ağlamak istiyorum
ağlamak istiyorum
ağlamak


ALTI OTUZBEŞ

intihar girişimleri acıklı olur
bilirsiniz
intiharını beyaz gömleklerinin cebinde taşırdı derim
camel paketinin yanında çakmak taşır gibi derim
bir gün sigarası bitti derim
bir hüzün daha edinirim kendime





ANA

sen ki anasın
toprağa benzer yüreğin
bereketli doğurgan
yemyeşil bir toprağa
ana
al yanaklı bal dudaklı
bir gelin veremedim diye kızma bana
sencileyin ak umutlarına
ben hiç kara çizmedim
hiç kara çizmedim
ben çiçek taşıdım güneşe
ben çiçek taşıdım diye güneşe
kuşkusuz
çiçekten bir halka
takmayacaklar boynuma
biliyor
ve ağlamanı istemiyorum
sen koskoca bir çınar
ben çınardan düşen yaprak
bak
dalında güneş
kökünde toprak var
kökünde
binlerce oğul
binlerce umut
duraksız doğup yeşerecek
ne mutlu sana
ANA


ANIMSAMAK KUŞLARI

-I-
çatıların üzerinde yürürdü serçeler
kanatlarından günışığı dökülürdü
ciğerleri sökülür gibi öksürürdü
yokuşa vurdukça erkenci işçiler

ekmeğinin yanına güneşi koyup
usulca bakkaldan çıkan çocuk
bir çift kanat açardı köşede
ben dönerdim geceyarılarından
üstüm başım çatışma içinde

sardunyaların arasında pencerede
sen taze bir badem gibi dururdun
beni her sabah böyle vururdun
çekip gözlerine mahmur bulutu

günaydın derken salt dudaktın
biri seni mutlaka öpüyordu
bana mı öyle geliyordu
sen mi çok ufaktın

saçlarında miniminnacık papatya
ardında çiçek bahçesi
ayıp bir söz gibi yürürdün
gözlerimi alıp ***ürürdün
körleme kalırdım

gidişini görüp de dönüşünü beklememek olur mu
beklerdim tahtaya gömülen çiviler gibi
bluzunun altında kanatlanan çifte kumruyu
biraz köylü biraz burjuva
sanırım kalçalarından almıştı
o felaket huyu

-II-

kimdin neydin neciydin
benim fikrim yoktu
senin yaşın ve korkun
kimi vakit konuğu olurdun
duvar diplerinde kalleş
ölümlerin kokladığı evimin

tomurcukları patlayan bir dal gibi gülerdin
kahve içtiğimiz fincana
pencereye kilime duvara
tabakta dilimlenmiş elmaya
çın çın mavi saçılırdı
en olmadık yerde eteğin açılırdı
aklım karışırdı

ne mümkündü görmemek hissetmemek
incecik parmaklarında aşkla tüterdi
değer değmez dudaklarına
bütün sigaralar erkekti

-III-

sen hep oralardaydın küçük hoş görüntülerinle
ben yüzümü rüzgara verirdim
saçımın her telini uzak mavilere ***üren
denize dönerdim sonra
sırtında dalgalar yürüten

terim soğurdu
bir köpek namlu ensekökümde dururdu
işkence şuradaydı cezaevi burada
yürürlerdi benimle yürüsem
uzansam yatarlardı yanıma
onlar benim gölgelerimdi
bir önüme düşerlerdi
bir ardıma

-IV-

kapandı üstüme geceyarıları
polisler sürüklüyordu beni
kent boydanboya susuyordu
bulvarda bir ağaç
gürültüyle kusuyordu

kapandı üstüme geceyarıları
sen yoktun
okul arkadaşlarımın adını
telefon numaralarını sinema kapılarını
öptüğüm ilk kız gibi
içtiğim ilk sigara ilk içki
çıktığım ilk afiş gecesi gibi aklımda tuttum
bir senin adını
adını unuttum
anımsamak kuşları
bıçak uçmaları




ANKARALI

senin bu ankaralı haline inat
boğaziçi köprüsünü ***ürüp assam
bir kartpostal gibi ortasına kızılay'ın
sadece trafik mi
bütün ezberi karışırdı ankara'nın


ANNELER GÜNÜ

yeşildir artık yüreğinde kara bulut
bugün anneler günü annem beni unut

evde acılar koynuna yangelip yatmış
inadına giyin sen de mayısa batmış
yürü sokakta çocukların düşü aksın
yürü ki saksıda çiçekler sana baksın

diline genç anılarından bir türkü seç
beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç
ıslanırsa anıların güneşte kurut
senin günün bugün unutma beni unut
gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur
durma eteğinden beni bir daha savur

annem yıldız kayıyor içinden dilek tut
koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk
gözünde gözümde gözlerinde bin umut


Bağırma

Bağırma sesinin ardında yüzün huzursuz bir tabanca gibi duruyor
Bağırma kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
Bağırma hangi aşk kendi fırtınasına dayanabilir bilmiyorum
Bağırma çürük bir yalan oluyor bütün ömrüm
Bağırma gece yüklü bir kamyon aklımı solluyor
Bağırma gece yüklü bir kamyonu solluyorum
Bağırma komşular duyacak diyorum
Bağırma şeklimi kaybediyorum
Bağırma ke-kemeleşiyorum
Bağırma utanıyorum
Bağırma garsonların bile ciddiye almadığı sesimi
Bağırma usul usul sesimi kesiyorum
Bağırma soğuktan ve korkudan
Bağırma bir çükün çekilebileceği en son yere çekiliyorum
Bağırma bir bardak su istedim akdeniz değil
Bağırma sevgili
Bağırma gidiyorum


BAHAR AGRISI

bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan
bir bahar daha sensiz yaşanacak
demek
bir bahar daha
insanlar asılacak şafakta
ben en çok şafakları ağlarım



BEKLEYİS

gül diyorum
yoksul acilarin gölgesinde
güllerin solsun istemiyorum
ay diyorum sonra
ay n'olur
bir vaktinde gecenin
yaralarin açsin istemiyorum

hangi sevda vurmus seni
hangi delikanli
gönlüne
salvo bakislarla...
soramam
zeytin Karasi gözlerini
yoluma yatirma
dayanamam.


BULUTLARI KIVIRCIK

yil dört mevsim on iki ay
yil üçyüzaltmisbes gün
olur olmaz yerinde
gecenin ve gündüzün
tenimde uyaniyor senin
çiglik çigliga tenin
kütür kütür kirmizi
kaniyor elimde bir karpuz
ne bir uyku gecelerimde
ne düs ne bir huzur
elmaya sakalimi sürtüyorum
yanaklarin düsünce aklima
egilip aliyorum kirazi islak
dudaklarini alir gibi agzima
gözlerinden akiyor ardarda kaç kugu
sonra bütün kugu egimleri boynunda
omuzlarinda sirtinin olugunda
saçlarin bir gümüs ugultu
uçup uçup ellerimi aranan
memelerin degirmi bugusu
belin
belinin çukuru
deli edecek beni
durduk yerde baslayan
kalçalarindaki müzik
ve çisil çisil uyanmis
bulutlari kivircik..
felâket hüzün
bir bahar bir kus uçursa hüznün
sevgilim kus bahçesine döner yüzün
büsbütün uçurmali oysa geceme seni
bilerek isteyerek unutup herseyi
açligi surada kavgayi orada
militani sorguda isçiyi sokakta
parmaklarinizda gün boyu günes
bögürtlen yer gibi temmuz gecelerinde
mosmor sevismeliyiz seninle sabaha kadar


ÇİÇEK GİBİ

-I-
seven
güzelim çocuk
karşımda duruyor fotoğrafın
güneş gibi asmışım ranzama seni
gözlerimi gözbebeklerinde unutup
o kadar yakın ve o kadar ürkeksin ki
uçacak elimin sana uzanan rüzgârında
sarı saçların tokasından kurtulup
kolumu kanadımı kırıyor fakat
yüzünün ortalık yerinde buruşan keder
tam da gülecekken
sımsıkı kapanıp yapışıyor
kiraz ağacının bütün kirazı dudakların
gözlerinin yemyeşil uğultusu
ve pembe buğusu yanaklarının
susup kalıyor apansız

hem ne dersin
ben sana aşık oldum küçük kız
hem de içerdeki adama durup dururken
aşık olan bir dolu şaşkın varken
hem de bunu yasaklamışken kendime
duvarla demir arasında
voltada ranzada
aykaranlıklarında
yapayalnız
çarparken yüreğim
deli deli

seni sevmenin sakıncası yok fakat
seni sevmek yarını sevmek gibi birşey
o güne dek bırak oyalansın bu yürek
hem nasılsa sevmeyi öğrenmen için
bir on yıl daha büyümen gerek

-II-

baban hapiste seven
ranzası ranzama bakıyor
öfkesi öfkeme
seni anneni ve ülkemizi düşünüyor
kükrüyor yaralı bir aslan gibi
seni anneni ve ülkemizi düşünürken

baban çıkacak hapisten
uçacaksın gümüş bir kuş gibi
kanatları kurşundan kurtulmuş gibi
ne güzel şey seven
baban çıkınca hapisten
uçacaksın gümüş bir kuş gibi
kanatları kurşundan kurtulmuş gibi

-III-

belki herkesin babası çıkamayacak hapisten
ve belki onlar uçamayacak gümüş bir kuş gibi sevinçten
bir zaman daha belki
yaylım ateşlere düşecek
en çocukça düşlerinin yolu
belki bir zaman daha
gözlerini ısıra ısıra
ıpıslak bir bulut gibi
yürüyecekler duvarlar boyu
ve fakat
şundan emin ol ki güzelim çocuk
kollarının ucunda sıkışan
dehşetli masum o iki yumruk
alâmetidir
kopacak
kıyametin


ELLERİMİ BULSAYDIN

Bu vapur kalkar birazdan
Kalkip gidemeyen bir ben
Martilarin goturup getirdigi
Bu vapur kalkar birazdan

Kar soguklarinda iskele
Asiklara savunmasiz durur
Kalbime romatizma vurur
Bu vapur kalkar birazdan

Bu vapur kalkar birazdan
Kederimi yuklenip gitmez
Bir yangindir ki ansizin
Ask basladigi gibi bitmez

Bu vapur seni goturur
Palamari kalbime gecer
Kadikoy kac adimlik yer
Bu uzaklik beni oldurur

Beni denizlere alsaydin
Belki cocuklugum biterdi
Sen ellerimi bulsaydin
Bu vapur yine giderdi.



ELLERİN MÜEBBET

senin neden neden istediğini bilmezdim
çamaşır makinası der koyardın postanı
tersyüz eder ceplerini gösterirdi babam
bir el ıslatır çitiler bir el iplere dizer
rüzgâr savurur güneş kurutur sanırdım

ellerim ellerim ellerim derdin anne
tuzbuz olurdu evimizim tek aynasında sesin
binse sesim bir akça kuşun kanadına gitse
boy boy çamaşır leğenlerinde kaç müebbet
buluşuyor ellerim senin küçücek ellerinle


GECE GEZİNTİLERİ

ağzımda mavi bir ıslık
omuz başımda yıldızlar
sırtımda kurşun yanıkları
gültepe sokaklarını adımlıyorum
derelerden caddeye uzanan
yoksul işçi sokaklarını

gözü yaşlı anaların ellerini öperim
sabah çaylarını demlerim işçilerin
genç kızlar sevda şiirleri ister
gerçi sokaklar suskun sokaklar kelepçeli
ama gece tepeleme yıldızla dolu
mavilerim çocukların düşlerini

bir ev var köşe başında boyasız
iki canı eksik iki dalı kırık
her gece özenle iki yatak serilir
bahar serinliği anamın elinde yumuşacık
nöbetleşe yatar bizimkiler
gece boyu şefkat beklenir

parayla alınmazları satarım
yoksul sokakların çerçisiyim ben
heybem kavga nakışlı umut dolu
bütün yasakların üstünü çizerim
koşarak gelir çocuklar
tamamlanır yarım kalmış yazılar

biter elbet bu firari gezintiler
kırık kapılı evinde gültepe`nin
bir bebek ağlar babası yitik
ağzımda ıslık dönerim metris damına
ağlama bebeğim
türkülü sabah bırakırım kapına

Konu kadınca tarafından (07-11-2007 Saat 11:45 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Arama 07-11-2007
kadınca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üyelik Tarihi: 28/08/07
Mesajlar: 6.557
 
     WS-Ticareti: (1)
Blog Yazıları: 2
Teşekkürleri: 34
254 Msg. 408 Tşkr.
Rep Gücü: 100 kadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond repute
güzel arşiv halini alacak bu bölüm
__________________
konularımı ç-alırken lütfen altına nikimi yazarak alınız.yoksa eklediğiniz sitede deşifre edilirsiniz
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
GÖÇ

-I-

göçüyorlar
giysilerini onarmışlar akşamdan
bir kavgadan bir kavgaya
sedir ağaçları altından

göçüyorlar
ölülerini aralayarak siperlerden
kuşatma altında
beyaz bayrak bilmeden

göçüyorlar
sırt çantaları kavga yüklü
umutla ayıklanmış gözlerinde
çekincesiz ağlayış
göçüyorlar
yalnız bırakılmışlığın alnına
çakarak filistin türküsünü

göçüyorlar
ayrılık dizilmiş iki yana
dimdik ayakta
bir ülke gibi geçiyorlar aradan
göçüyorlar
öpüp ağızlarından karılarını
ve göğü kuşatan ölüme
bir dizi güvercin uçurup tüfeklerinden

güle güle arkadaş
kanarya mı saka mı
kafesindeki kuş
ölüm değil ya ayrılık
nere gitsen bir ağaç
gölge ve kuş

-II-

filistinli kadınlar
bizim kadınlarımıza benzer biraz
iri dolgun göğüsleri
göçebe giysileri
bir kök gibi duyarlı sağlam
inadına doğurgan
savaş kadınları
analarımız
çok çektiler

beyrut'a benziyor yüzleri
darmadağın
ama kadın
selviden ince çınardan yüce
bütün kadınlar gibi güzel analıklarını giyip
gözlerini upuzun yatırmışlar göç yoluna
memelerinde yarınin insanı
em bebeğim
ısıt avuçlarını
ısıt
oynak tetiğine tüfeğin

-III-

göçüyorlar
bir kavgadan kavgaya
akdeniz'in kıyıcığından uzanıp baksam
ve çığırsam ortak türkümüzü
selam ederler
bir bayrak gibi ellerini

güle güle arkadaş
güle güle
türkiyeli sesim
türkiyeli elim
sizde kalsın
bıçak keskini günler için


HEPİMİZİN OLSUN BU ŞİİR

rüzgâr etekli geçin çocuklar gözlerimden
geçin kısa pantolon boy boy oyun oyun
şakacıktan oyuncuktan olsun razıyım dünden
ba-ba deyin çığlık çığlığa önümde durun

pamuk ellerinizle boynuma tırmanın dizlerimden
karıştırın ceplerimi yüzünüzü sakalıma sürün
ağlamıyorum kokunuz kaçtı da gözlerime o yüzden
öpeyim gıdığınızı hadi katıla katıla gülün

ulaş barış evrim özlem gökçe devrim
güzelim adlarınız şimdiden tutmuş umutları
yapraklarca balıklarca kuşlara geçin tuzakları
aferin çocuklar size aferin bin aferin

kat kat katlanıyorsam acılara gıkım çıkmıyorsa
gövdemi serin bir dal gibi şafaklara salmışsam
ipten alıp zehir-zıkkım müebbetlere yatırmışsam
şair olmuşsam ekmekten ve aşktan yana
bir adım daha erkene almışsam yani ömrümü
bulutsuz yürüyün diyedir altında göğün
hadi öpün birbirinizi öpün bir daha öpün
ve alın artık ellerimden sizde büyüsün gülüm


HIRSIZLAMA

kapalı
kızların
kapılarını
hırsızlamalı
kim
takar
karşı
kapıya
karanlık
konan
papağanı
çatlatıyor
damarlarımı
kan
bahar
gelmiş
aylardan
nisan


HOŞ GELDİN ÖLÜM

Hoş geldin ölüm
Buyur otur
Saklımız kalmadı
Dök eteklerinden taşları

Ben bir rüzgarım
Özgürlük rüzgarı
Bir yürekten bir yüreğe
Taşırım umutları

Ben bir dağ seliyim
Yıkarım duvarları
Yükselir kentten
Çorba kokuları

Ben bir denizim
Hırçın dalgalı
Ölüm nedir bilmeden
Döverim kıyıları

Bütün dostlar uyanık
Şafağı karşılıyor
Yan hücre kapıyı çalıyor
Kalk gidelim sıradakini bekletmeyelim




İÇERİ

düştüğünüzde çok şeyden ırak bir daha yaşayamayacaksınız çok şeyi
tutamayacaksınız kolundan kısa pantolonlu bilya çağında bir çocuğu
coşamayacaksınız bir kızın eteklerinde oyun rüzgârı uçurmasından
bir daha hiç kalkamayacaksınız belki demir kaşıklı beyaz bir sofradan
ve kanınız kaynasa da deli yalnız düşlerinizde tadacaksınız sevişmeyi
ama
dışarı baksanız da bakmasanız da avaz avaz sıçrayacaksınız camdan
ne zaman bir yaşıtınız düşse delik deşik süngü ucundan


İKİ ÇİZGİ

avucumdan düşüyor iki çizgi
biri ak kara biri
ak sizin olsun
bahar açan dağlara düşer yolu
kara bende kalsın
yaftalı ölümle biter sonu


İNAT

sabahın köründe çıkıyorsunuz evden
kaybedilmiş savaşın utancı
sabahın köründe
gölgeniz

kardeşten ötesiniz belediye otobüslerinde
teriniz etiniz karışıyor birbirine
evin delisi gibi kanıksadınız
kadıköy karaköy vapurundaki sinan’ı
sırayla geçer uykulu gözlerinizden
işportacılar dilenciler martılar
ve en aptal uyumu dalganın

fakat
birdenbire bir mendirek gibi girer göğsünüze
denizde ölü bir balık olmak isteyen kadın

nanikçe bir şey var şu intiharda
azbiraz mizah yani
geçer geçmez aklınızdan
oracıkta

yüzünüzü donduran
inatla duruyorum işçıkışlarında
ellerim gökyüzü kadar geniş
hem kör hem topal
siz böyle nereye


İŞKENCEDEN GELİYORUM

işkenceden geliyorum
çığlık çığlığa üstüm başım
değemem dudağımı dudağına
elektirik kokuyor ağzım

kelimelerim birbirine vurur
gözlerim yanar ağlarsam
dalga dalga uçardı saçlarım
ben de koşardım bir zaman

işkenceden geliyorum
acıyı umuda kattım
uzatma sarılası boynunu
kollarımı askıda bıraktım

yumuşak yataklar arama
başımı koyacak bir yer bulurum
hem ben uyursam artık
şimşekli bulutlarda uyurum

yıkılma sakın bırakma kendini
taşırım ben bu çarpık gövdeyi
seni yitirmek de olsa ucunda
yendim işkencede işkenceyi


KİRLİ GÖMLEK

yiğidim yiğit olmasına ya
yanık türkülere vurmayın beni
tutuşur dizelerim sonra
herbiri yıldız kenti halinde

kardeş yıldızlar anamız birdir
aynı sevdaya yalınkılıç
soyunduk işte yatıyoruz
gece içinde zindan içinde

acılardan söz etmezdim
annem düşmeseydi usuma
yıl yıl üstüne bindi de öpemedim
elime benzeyen elini annemin

geceleri inen sezsizlik
umarsız açan eski yaradır
işte gene yükseldi duvarlar
etme gözlerim koru kendini

ayıklasam dizelerimden
acıyı ölümü şu duvarların nemini
kirli gömleğimi kokluyormuş annem
koklasın şiirimi sıcak bir ekmek gibi


KOLEJLİ

ellerimin el olduğunu hatırlatan kolejli kız
gün görmüş bilge tavrıımı yerle bir edip
geliyordun çok parçalı kırarak okulunu
ben senin yaşında genelev hariçtim
gerçi ben senin yaşında
devrime sürekli taliptim

kareli eteğin kitapların örgülü saçın
geleneksiz baktığımda sigara tutuşun
bir lafın arkasında duran başka bir lafın
kuşları ansızın kalkan dal gibi pembeleşn sesin
ve rujun dudaklarında çalakalem
enine boyuna uygun duruyordun
her haftasonu
ben seni küçük görüyordum

ben zaten ne
zaman küçük görsem
yanlış yapıyordum


KUŞLARDAN ÖNCE KALKAN

palton yoksa ellerimi tut
kaportacı işçi çocuk
pusu kurmuş kapına
çakal gibi bir soğuk



MACERAM

genç mi olunurmuş içerde a benim gülüm
söyledim yedi yılda bütün türkülerini ömrün
güz bir yandan uçuşur saçlarımda
kış bir yandan

ihtimâl ki ben senden tam sekiz ilkbahar büyüğüm
sen saçlarına ilkokul kurdelası taktığın gün
devadımlarla buluştu ayaklarım
ah ne çabuk

kanımı pompaladı yüreğimin çelik kasları
kanım damarlarımda şaha kalkan atlardı
beyaz atkılar gibi attım boynuma bulutları
uçura uçura yürüdüm rüzgârında ölümün

en güzel nakışını vururken kanatları kuşun
delip geçti karaciğerimi karanlık bir kurşun
onsekiz yaşım düştü ıslak aynasına asfaltın
ılık bir ıslık gibi aktı kanım
fakat ölmedim

bir hemşirenin mavi gülüşüne tutundum gülüm
anladım ki asla yenemez gülen insanı ölüm
dokuzuncu gün haykırdım pencereden gökyüzüne
heey
kurşunların rağmına yaşamak ne güzel şey

ben böyle hep uslanmaz kavgacı ve her güzele aşık
durmuşken ****en mart akşamlarına bahar gibi şık
duvarlara zincirlere çıktı yolu umudumun
şarkılar ne bilsin sorguevlerini istanbul'un
gayrettepe'yi samandıra'yı... ah gülüm ne bilsin

parmaksız bir el gibi bütün tanımları insanın
insan işkencede susabilen bir hayvanmış meğer
dur ağlama küçüğüm hiç yakışmaz yüzüne keder
ta kökünden tükürdüm dilsiz kalacakmışım ne gam
işte böyle başladı benim yıllar süren mâceram


MERAK

siz şimdi bana bir kucak
gökyüzü getirebilir misiniz demir örgülerle parçalanmamış
suda serin suda pırıl pırıl akan bir yaprak
bana çiçek kokusu bana deniz bana toprak
boyunca mayısa batmış bir ağaç büyütebilir misiniz bana
verebilir misiniz muştusunu silahları susmuş bir dünyanın
aç doydu güneşe sarındı çıplak-diyebilir misiniz
söyleyin bana
okuyabilir misiniz kurtuluş haberlerini şiir tadında
güney afrika'da
kara öfke
kara bir kartal
gibi kondu
karanlığın gözüne
alaydınlık bir sabah doğdu
zencilerin yüzüne-
mesala

gencecik öpüp gitmek birşey değil
şu kahrolası merak olmasa

Konu kadınca tarafından (07-11-2007 Saat 11:46 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MERAKLI BİR KIZLA SÖYLEŞİ

ilk şiirini ne zaman yazdın
ilk aşık olduğumda
ilk ne zaman aşık oldun
ilkokula giderken

nedenli sevebilir ki çocuk
bir insan nasıl severse
ama erin bile değil
acılar erken büyütüyor
bizim ülkede çocukları

anlayamadım
yirmi besi geçmiyorsa başımız
yedisinde baslarız sevmeye
ölümüne severiz on birinde

peki ya aşk nedir
en güzel bölüşümdür
ne zaman doğdun
hangisini soruyorsun
o da ne demek

1960'ta
büyücek bir bakir leğen içinde
iki damla çiğlik katışık
buğday kokulu anam
diz kırıp
titrek bacaklarından doğurdu beni

aşık olduğumda doğdum ikinci kez
ela gözlü bir kızdı narince
çabuk kirildi
ama ben donemdim geriye

sonra dostlarım doğurdu beni
gürül gürül düşünerek
tezgahtar yoktu aramızda

ve zindanda
şiir adında bir kız tanıdım
barıştı kavgaydı insandı
sevdim onu
o da beni sevdi
sevişir doğarız o günden beri

duvarlar çok yüksek
yakışıklı mısın
göremiyorum

gecen gün şiir yazıyordum
açılmış dünyaya kollarım
at ötede unutulmuş bir ayna
eğilip baktım yüzüme
boyuma poşuma
göğüslerimi şişirdim
içeri çektim karnimi
yok canim
benzetemedim
bir şeye

gözlerim özlem ateşi
alnım kursun yeri
ellerim çocuk eli
boyum insan boyu
tenim alaca şafak
insanim iste
olancası bu

ölmek nedir
yasadım diyebilmektir

ya yasamak
ölebilmektir çırılçıplak orta yerinde yasamın

ama sen çok gençsin
kendine bak
yüzyıl yasadım ben

anlayamadım
önemi yok
ben seni anladım
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MÜEBBET TÜRKÜSÜ-1

önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı
itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm
önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı
bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi
dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık
çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık
üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü
her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü
batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran
ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı
kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki
duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam
adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun
tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi
bırak torbanı atlas'a ödüldür gökkubbeyi taşımak
düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak
ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın
yürü delikanlım beton altında toprak uyansın
duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur
yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MÜEBBET TÜRKÜSÜ-2

şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler
-olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be-
gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey
olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be..
biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde
son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır
gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı
idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme
belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat
en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım
kırdım belleğimin bütün sırrı dökük aynalarını
ranzam soğuk ranzam ayaz ranzam kar
altımda demir üstümde ışık yanımda duvar
üşür ellerim sensiz ellerim öksüz ellerim
nerde portakal bahçesi kadar sıcak memelerin
dönerim gene duvar gene soğuk gene ayaz
düşlerim seni almaz düşlerime müebbetim sığmaz
bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
güneşi yatırsalar koynuma ısınamam
bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MÜEBBET TÜRKÜSÜ-3

bir yerine vardım ki gecenin sen yoksun
sen yüreğimin dağlarında sakladığım kaçak kız
seni sunuyor kar yüklü dallarıyla çam ağaçları
kimliğin bende saklı uzanıp alsam alnın apak
gece balçık gibi yapışıyor ellerime saat kaç
tende yaşanmayacak aşkımız anladım tenimde isyan
yorgunum ranzama uzansam gözlerimi kapatsam
bir daha açmasam beni bu kapkara suskunluk
beni öldürecek diyorum avaz avaz düşüyorum
asama dikse anam kapımızdan balkona tırmansa
akçamların kokusunu sen saçlarından savursan
üç yanı sırılsıklam ülkem gibi hep acı dalgalara dirensen
yanağından mutlu bir damlanın yuvarlandığını görsem
kar da eridi çamur sonra yağmur sokaklar çıplak
asfalt makadam bulvar ayaklarda o bildik bıçak acısı
haki gömleğinden bir düğme aç ellerimden üşüyorum
şafakları yunus çıkarsa ağlarından balıkçılar beter ağlar
dudaklarında uzayan sigara külü martı kanatları ve türkü:
bir dal fesleğen taksan da saçlarına yorulursun
bulaşıyor dilime beni ağzınla sustur susturacaksan
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MÜEBBET TÜRKÜSÜ-4

sabah oldu beni ağzınla sustur susturacaksan
gazeteyle uzatıldı mazgaldan dürülmüş bir yangın gibi
korkunç acılarıyla ellerime on üç yıl öncesinin vietnam'ı
pirinç tarlaları bambu evleri insanları yani kavgaları
1972 trag bang köyü ve temmuz güneşi
ve yankee ve napalm yani ölüm bulutları
yapışıyor sırtlarına çocukların çocukların bacakları tutuk
çığlıkları var fakat ağızlarında boylarından büyük
ilkokul çağında saçı kara çığlığı yangın küçücük kızın
bant çekmişler göbeğinin altına ne ayıp ne yasak
kaçıyor o güzelim çocuk bütün insanlığıyla çıplak
elinden tutmalı göğsüme basmalı göğsümde soluklandırmalıyım
benim de gözlerim yanaklarıma doğru çekilmeli acıdan
ağzımı kulaklarıma dek yırtarcasına haykırmalıyım
payıma düşeni almalıyım yedi milyon ton bombadan
işte ben her acıda böyle sırılsıklam şaşkınım
haykırılmış her çığlık burda benim ağzımı yakıyor
durma kanıyor acılarım gövdemin neresine dokunsam
kaldırmadan demir parmaklığı insanla insan arasından
canım sevgilim ben bu yaraları kabuk bağlatmam
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MÜEBBET TÜRKÜSÜ-5

alnım parmaklığa gömülü alnımda tarifsiz hasret
dörtbir yanım idam dörtbir yanımda türküleşen müebbet
ne bir yıldız kayar üstünden ne bir çiçek açar
hücreler burada susuz kör kuyulara benzer
her bahar duvara koşar da sarmaşıklar yaz biter
yorulur sonunda salkım saçak dal budak ağaçlar
gözlerimi içime çevirmesem gözlerim duvarda kurur
bir an büyüse suskunluk kulaklarıma kurşun akar
belki bu yüzden yüreğimde tepesi karlı dağlar
boydan boya karadeniz boydan boya toros
akdağ karadağ altındağ cudi ağrı canik aras
vurulup öldüğüm kalkıp çocuklar gibi güldüğüm dağlar
yakındır eteklerinde dudaklarına özenir kiraz
ellerin tüfeğinden çözülür göğsüne ılık ılık kan yürür
dişlerinin arasında apak ilkbahar kardeleni uyanırsın
tenin buğulanır bilirim dudakların mahmur uykudadır
kollarını açıp gerinirsin ormanın bütün ağaçlarınca yeşil
dokunabilsem sana çoğalırdım saçlarınca tel tel
yüreğimin ırmaklarını aykırı akıtıyorum dağlara doğru
süzülüp gelsen suda bir papatya kadar güzel
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MÜEBBET TÜRKÜSÜ-6

saçlarını yastık yapıp yatıyorsun öyle düşünüyorum
yorgan diye geceyi dört mevsim üstüne çekiyorsun
yaprak düşer ay düşer yıldız düşer kar düşer
kurşun düşer üstüne bomba ölüm ayrılık düşer
apansız sena düşer aklıma beni ağzınla sustur
göğsü isyan göğsü ateş göğsü tomur tomur
sena onaltı yaşının heyecanını tarar aynada
çıplacık boynu... el-boruk dağlarında israil konvoyu
kıvrılır yılan gibi... nazi fırınlarından sarı yıldız uyanır
aynada gözlerini bırakır gözleri iki yüz kilo bomba
içine 504 peugeot'nun büsbütün bir kinle oturur
kanatlanır avına sena mehdillah şii müslüman kız
sedir ağaçları değil yanan köyleri geçer iki yanından
hükmünü okur benim ülkemde filizkıran fırtınası
dalların acısı gelir hücremde beni bulur
konvoy patır cizze arasında durur.. sena atmaca
sena nisan dalları gibisin sena sena
fünye fitil ateş... sena dur ama durma...
gövdesinin dört katı ağır bombayla patlar güzelim kız
beni ağzınla sustur susturacaksan
Alıntı ile Cevapla
  #11  
Arama 07-11-2007
kadınca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Üyelik Tarihi: 28/08/07
Mesajlar: 6.557
 
     WS-Ticareti: (1)
Blog Yazıları: 2
Teşekkürleri: 34
254 Msg. 408 Tşkr.
Rep Gücü: 100 kadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond reputekadınca has a reputation beyond repute
hakkatten de arşiv tadında oldu burası çok güzell
__________________
konularımı ç-alırken lütfen altına nikimi yazarak alınız.yoksa eklediğiniz sitede deşifre edilirsiniz
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MÜEBBET TÜRKÜSÜ-7

bu türkü hiç bitmeyecek karanlık sular akıyor içime
her dizesi bir fırtına belki soluğum yetmeyecek
korkarım teninden avuçladığım buğu uçup gidecek
yastığım sımsıkı yastıkta aralanmıyor dudakların
kış üşümesiyle durma sırtını dönüyor yatağım
bir yangından çıkmışım tepeden tırnağa yanık
çekip almışım bir çocuğu çığlığı bende kalmış
yana yana dost kapılardan yüzgeri olmuşum
su dökenimi aramışım inatla beni ağzınla sustur
beni suskunluk kapkara suskunluk öldürecek beni
sesi türkümün sesi sağanak yağmurları isterim
dur altına sen de sağalır belki ateşi gövdemin
duvarla başladı duvarla mı bitecek türküm
şu dağlar eteği kuşatma tepesi karlı dağlar
şu okul şu sokak şu ev şu ağaç şu bulvar
düşünüyorum da sanki bir varmış bir yokmuş
benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
sesli konuş dışarda kalmasın çiçek yüklü dallarıyla bahar
balçık gecelerden balçık gecelere çıkıyorum
ayaydınlık sabahlara bir de sana inanıyorum


MÜEBBET TÜRKÜSÜ-8

benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
benim gecelerim tepeleme ısırganotu sevgilim
dur durak yok bana bu bahar akşamlarından
toprak deniz ve kadın kokularıyla dövüyor da kapımı
bir karası aşıyor duvarı kahrolası karanlık
kibriti çakılmış sigarayım nerede dudakların
barut dumanıyla islenmiş belki kararmış saçların
çekincesiz yıkanırsın deli çılgın akan sularda
sular hırçın sular arsız ben ellerimle yapayalnız
kovalanmışım çocukça düşlerimden taşa tutulmuşum
balıkları oltada bir deniz gibi ayağa kalkmışım
delikanlıyım yıldızsız gecelerde düşlerine kıran girmiş
sensiz kupkuru bir dalım güneşin gözüne batan
grevsiz işçiyim de ocağı tütmeyen evim
öğretmenim diline sözcük sözcük yasak vurulmuş
çocuğum elinde bir balon bulut bir dolu umut
benekli balonlarım sonra bir varmış bir yokmuş
benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş


MÜEBBET TÜRKÜSÜ-9

türkü söylüyoruz tahliyecinin ardından nedense yanık
yanık birşeyler kokuyor havada ağlamak istiyorum
ateş hattından çıkmışım beni ağzınla sustur
tam bir hafta aralıksız dövmüşler barikatı
kanlı upuzun bırakmışım üç arkadaşımı yorgunum
yürürken şarapnel parçası düşüyor göğsümden
çekilen ilk dişimmiş gibi alıp cebime koyuyorum
daha otuzbir dişim var katıla katıla gülüyorum
yaranı avuçlarıma ver ateş hattından çıkmışım
yitiyor nöbetçi kulesi ellerim kopuyor parmaklıktan
nerede susuzluğun bir yudum su kaldı mataramda
ağzımda senin dudakların bir varmış bir yokmuş
duvarın dibinde kurt köpekleri ve bolivyalı çavuş
guevera'nın sırt çantasında neruda kahkahası
ve ezbere okuduğun bizim şairlerimiz geliyor aklıma
salt bizim işimizmiş gibi şaşıp kalmışım
felâket yakışırmış meğer onlara da ölmek
çınar dediğin de gün gelir devrilirmiş usulca
anımsa ne derdik aramızda ona hadi anımsa
a. kadir amca a. kadir amca a. kadir amca


MÜEBBET TÜRKÜSÜ-10

benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
ben yokum okulda fabrikada sokakta sen yoksun
her adımda bir pusu her pusuda bir sevinç asılı
kapılar kapalı pencerelerin perdeleri aralanmaz
çocukların oyuntaşı parçalanır camlarda gülmeler açmaz
ardına kapının süpürgeyle kurum yığar bir kadın
öğrenciler başka işçiler başka bir başka ülkem
sen neredesin insan kardeşim nerede neredeyim ben
hücremin değil evinin duvarında bitiyor voltam
buz gibi titriyor sırtıyla duvara sırtımı dayasam
adımlarımı sayıyor bir iki üç... aklı karışıyor
gün biter mi ay biter mi mevsim yıl biter mi
duvardan duvara ömür biter mi şaşıp kalıyor
kapısını açsa kapıma çıkacak ödü kopuyor
işte bu insan kardeşimin ölümcül korkusu bu işte
ağır mahkumum düşüyorum bütün uçurumları
yüreğinin kayalıklarında yeşertemedi henüz bana bir dal
paramparça parmaklarım korkusunu sıçrıyor uykusunda

Konu kadınca tarafından (07-11-2007 Saat 11:46 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Arama 07-11-2007
Ra_eM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 17
Üyelik Tarihi: 29/10/07
Mesajlar: 1.227
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 0
42 Msg. 73 Tşkr.
Rep Gücü: 48 Ra_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü varRa_eM çok çok hoş rep gücü var
MÜEBBET TÜRKÜSÜ-11

insan yaralarım kanadı beni ağzınla sustur
yaralarım kanamasa gözlerim duvarda kurur
kör sağır suskunlukları dipsiz düşüyorum
ayırdına varmadan dibini çekiyorlar uçurumun
beni dipsizlik kapkara dipsizlik öldürecek beni
sözüm kurşun hasretim kurşun kurtuluşum
açsana gülün yaprağını uçsana kanadını kuşun
sevmesi sevişmek değil gülmesi gülüşmek
çocuğunun saçlarını okşuyor elleri dalgın elleri uzak
yasaklarca çalışıp konuşup yaşıyor yasaklarca
hah desem unutup büyük ellerini kaçacak
kaçacak ardında madeni sesler bırakarak
keşif kolları çıkar inadına yasak ateşler yak
kuşatmalar da kuşatılır bir yerde haber uçur
alınıp satılabilen bir ülkenin müebbetiyim ben
türküm duvarla türküm yangınla sürüp gidecek
gencim delifişek gözlerim bir çift kara tüfek
bütün umutlar menzilimde belki kızıyorlar sözlerime
henüz bir avuç insan kardeşimi gördüm fakat
şaşırmadan ellerini dimdik bakabilirken gözlerime


MÜEBBET TÜRKÜSÜ-12

benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
çoğalmasın yangın sesli konuş güzelim insan
adın bende gizli gölgen takibinde helikopterin
her gece koşar gelirsin düşlerimin çekimine kapılıp
kent dağa kavuşur ellerim ellerini bulunca
ellerimiz buluşunca düşlerim gece baskınında
çam ve ardıç kokularını göğsüme bırakıp
kopar yürürsün ellerimin şehvetine sarınıp
yürürsün canımın içi kanatlan çarçabuk
serçe tedirgini adımların ele vermeden seni...
kaç mahpus yılı düşlerime girip çıktın
hep bir umudun allığı düşler ki sınırsız
düşler ki yazdan kışa uçsuz bucaksız
düşler ki yaşanan yıllara aykırı...
kurumasın istemem rüzgârda salınmadık hiçbir dal
minik ellerin yine kabzasında büyüsün silahın
devrederken nöbeti fakat bir el değmeli eline
acı bir bulut gibi taşıma saçlarını seni ülkem bildim
yorulursun arama arama ellerimi ellerimi unut
katmer güllerin açtığı dağlardadır aşk ve umut


MÜEBBET TÜRKÜSÜ-13

umudum dağlarca yapraklarca umudum halklarca
fabrikalar gecekondular... duyuyorum tıpırtısını varoşların
daha fazla dayanamaz bu beton bu demir bu plastik
kolumu uzatınca elini buluyorum yan hücredeki arkadaşın
eli sıcak elim sıcak sımsıcak umut yaşamak bu
yaşamak bu diyorum kesip atıyorum karamsar yerlerimi
ve gülüyorum gül sen de yüzünde güller açsın
güney afrikalı zencilerin kavgaları erik çiçekleri kadar ak
biliyorum nice kavgalar verilmekte bana yakın bana uzak
hücre hücre direniyorum kuşatılsam da sayrılıklarla
gün gelecek saçlarımın güz savrulması durmuş olacak
duvarla boğuşmayacak hiçbir düş hiçbir adım hiçbir ayrılık
ve hiçbir sözcük şiirde bir silah gibi patlamayacak
ne müthiş bir duygu içerde umudu kıyasıya yaşamak
çürütülmek ve öldürülmek olasılığı ağır basarken
mutlu şarkıları ve zafer tarakalarını beklemek
evet canım gün gelecek nasıl atılmışsam içeri
öyle diri ve genç aşacağım yıkılan ilk duvarı
oğlu kızı yitik bütün kadınları anam bileceğim
sen diye öpeceğim ağzından karşıma çıkan ilk kızı


MÜEBBET TÜRKÜSÜ-14

karşıma ilk çıkan kızı sen diye öpeceğim ağzından
boynuna doladığım kollarıma ayaz vuracak belki
soracağım nerde belinin çukuruna dolan saçların
susturacaksa o kız da ağzıyla sustursun beni...
direnmenin güzelliği yüzümüzde kış bahar yaz
çok değişmedik fakat ellerimiz büyüdü azbiraz
gökyüzünden çalıp yolla uçurtmaları salkım saçak
ellerimizde çocuk merakı ellerimiz güzel haberlere aç...
bana ince uçurumlara bakan kar bahar yüklü patikaları anlat
ki iz sürücüler tıkanıp kalsın sonlarına bakınca o saat
köylere inişlerinizi bir de bir de kentlere kaçamak
yün çorapları önemse dağlarda korkarım ayakların donacak...
ağlamaklı oluyorum ne güzel düşlerken kuşanmış günleri
kırılacakmış gibi bütün kapalı kapılar bugün yarın
bayramlık giysilerimle buluyorum kendimi aynada tıraş olurken
ranzamda uyur uyanık düş denizi geçiyor üzerimden
alıp getiriyor kovasını küreğini kumdan kale yapan çocukların
bulutları yıkıyorum saçlarından gözleri nasıl da umut...
hep umut edeceğiz sevgilim kopacak her yenilgi sonrası
sustu sanılan yüreğimizde korkunç bir yaşam fırtınası

(Ocak-Mayıs 1985)


MÜMKÜNÜM YOK

plastik tadında yediğim içtiğim
yaz kış gözlerimi örseliyor duvar
paslanıyor demir gelip boyuyorlar
hep aynı renkte ölemem
beton tuttu ayaklarım dışarda kar
karın altında toprak nasıl hasretim
bir kuşun kanatları geçiyor üzerimden
bin kanat bakıyorum parmaklığa
aklı gidiyor nöbetçinin

kırk yıllık yoldan tanırım ben soğukları
ama asıl baharların erbabıyım
yine yorgun argın aşacak dağları
yine kapıma yıkılacak karanfil
elleriyle koymuş gibi bulacaklar
badem mi olur erik mi çağla mı
kendi dalından asacaklar baharı
kaç yıl oldu alışamadım
mümkünüm yok bu kez firarım

aklı gidiyor nöbetçinin tüfek tüfek kalıyor
tezkeresi yakın hırsla parmaklarını sayıyor
göz gez arpacık bakıyor fena bakıyor
gece dehşetli uzuyor duvarı iniyorum
toprağa basmalıyım bir kuşu uçmalıyım
deli esmeli poyraz bir dal parçası azbiraz
mutlak duvarı aşmalı yoksa duramam
gövdemi mıhlasalar bahara kalamam
mümkünüm yok bu kez firarım

hırsla parmaklarını sayıyor baştan sayıyor
tezkeresi yakın düşleri kayıyor
apansız bin basamak nöbetçi kulesi
yapayalnız ağzında uçurumun apansız
kar etmiyor parka ah ne çocukça ıslık
beter üşüyor tetik otomatiğe düşüyor
ben bahara kalamam ay batarken
şafak şafak açarken yaban süseni ben
yalnayak fırlıyorum duvarın dibinden

bir ses canavarlaşacak ardımdan
döne döne sırtımı yakacak
ciğerimi bulacak beni toprağa yıkacak
vu-ra-cak mümkünü yok
bir ödül bir tezkere alacak
karaköy'de bir ******yla yatacak
kaç bahar büyüğüm ondan
onda hiç bahar açmayacak
mümkünüm yok bu kez firarım


ONLAR Kİ

yola çık
upuzun yürü
vurulmuş çocuk başları arama
zeytin dalında asılı kızın
çıplaklığında kalma
alev dalgası saçlarını rüzgara yatır
yürü..

havada
elden ele devşirilen barışın sesi dar
havada
kuşatma içinde dövüşenler var
havayı kokla
havayı dinle
coş..

onlar ki
bu yoldan
mavi gözlü kız
zeytin dalına asılmadan
güneşin alnacına koştular
barışa bayrak oldular
bayrağı al
kavgayı al
koş...

onlar ki
yangınlı ufuklardan yangınlı ufuklara at sürdüler
susuz ve aç topraklara yapışmış karınları
dağlarım kadar mavi umutları
ve bir çiçek gibi güneşe
arzuyla gerinen kadınları
kızları
ve erkekleriyle
merttiler
buğdayın sarısından
insanın arısından
kavganın yarısından
dönmediler
ve onlar ki
yolumuza çam kokuluumutlarıyla
güneşi serdiler

yola çık
acılara dalma
alnını dağ serinliğine yasla
unutma
bütün sokaklar kent alanlarına çıkar
bütün ırmaklar denize akar
ve makineler tarlalar insanlar
senden yana
onları
Utandırma..

bu bir özlem
bu bir türkü
bu bir emir

havayı kokla
havayı dinle
koş..



ÖGÜT

bir gün eğer yolun
düşerse sorguevlerine
cinsiyetin yaşın rengin
farketmez kardeşim
yeter ki
tükür dilini yüzüne


SAKLAMBAÇ

önüm arkam
sağım solum
beton
hey toprak
neredeysen çık




SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ

geçici ayrılık benimkisi
ilkyaz çiçeğine gebeyim
ağıtlar yakmayın adıma
ben ölmedim ölmeyeceğim

sıcak saklayın gecelerimi
karlar altından çıkıp geleceğim
düşlerinizin ateşinden
ılık bir rüzgar gibi eseceğim

demlice bir çay koyun üstüne
aç çocuk gibi besleyin sobayı
nasıl tütüyorsanız gözlerimde
öylece tütsün buharı

uzunca serin yatağımı
boyunca uzansın ayağım
el aman deyince gece
usulca kıvrılır yatarım

can canım canlarım
hazır mı koynunuzdaki yerim
gün olur gecikmiş çocuk gibi
bağıra çağıra gelirim

Konu kadınca tarafından (08-11-2007 Saat 11:20 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konu Açanlar Forum Cevaplar Güncel Mesajlar
aşk şiirleri, sevgi şiirleri, aşk yazıları, güzel sözler, sevdaya dair, sevgi burada, sevmek budur kadınca Ücretsiz uzantılı siteler 0 09-02-2008 11:58
CHE GUEVARA hayatı ve şiirleri Ra_eM Şairler Ve Yazarlar 0 08-11-2007 06:42
Nevzat Çelİk Ra_eM Şairler Ve Yazarlar 0 08-11-2007 05:58
Yunus Emre Şiirleri Ra_eM Şiirler 13 07-11-2007 07:33
Hilal Aydın Şiirleri Ra_eM Şiirler 7 07-11-2007 07:32

Link vermek için alttaki kodu sitenize ekleyebilirsiniz.
Veya Ctrl+C ile Kopyalayınız
Örnek görünüm: Webmaster Sitesi


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13