PayPal'a üye olun ve kredi kartı ödemelerini kabul etmeye anında başlayın.
 

Çocuk istismarı

İnsan Hakları Çocuk istismarı Felsefe hakkında bilgi paylaş; Çocuğun büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkileyen her türlü davranış olarak tanımlanabilen çocuk ...
Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Arama 23-06-2008, 03:24
capi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Yaş: 24
Üyelik Tarihi: 09/02/08
Mesajlar: 157
 
     WS-Ticareti: (0)
Teşekkürleri: 35
100 Msg. 134 Tşkr.
Rep Gücü: 934 capi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond reputecapi has a reputation beyond repute

Çocuk istismarı

Çocuğun büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkileyen her türlü davranış olarak tanımlanabilen çocuk istismarına, insanlık tarihi boyunca her kültürde rastlanmaktadır. Fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmal şeklinde görülür. Sık görülen ve önemli bir sağlık sorunu olmasına karşın, tanısında ve ilgili uzmanlık dallarıyla işbirliğinde çoğu kez yetersizliklerle karşılaşılmaktadır. Kanıtların eksikliği, yanlış bilgiler, kültürel ve geleneksel değerler istismarın göz ardı edilmesine yol açabilmektedir. Travma ancak çok ciddi boyutlarda olduğunda çocuk istismarı düşünülmektedir. İstismar göstergesi olan hafif bulgular atlandığında veya bildirimi yapılmadığında, yaşamsal önem taşıyan olumsuz sonuçlarla karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle, çocuk istismarının tanı ve tedavisinde etik, ahlaki ve kanuni yükümlülükleri olan hekimlerin, özellikle de çocuk hastalarla en çok karşılaşan pediyatristlerin, çocuk istismarının bulgu ve semptomlarını bilmeleri gerekir. Çocuk istismarında multidisipliner yaklaşım esastır ve bu yaklaşımın bir parçası olarak çocuk ve ailenin psikiyatrik değerlendirmesinin yapılması öncelik taşır. Hekimler tedavi görevlerinin yanı sıra eylemi yasal birimlere bildirme yükümlülüğü de taşırlar.

Çocuk istismarı karmaşık nedenleri ve trajik sonuçları olan, tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psiko-sosyal kapsamlı ciddi bir sorundur[1,2]. Dünya Sağlık Örgütü bir yetişkin tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığını, fiziksel ve psiko-sosyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışları çocuk istismarı olarak tanımlamaktadır[3,4]. Çocuk istismarı ihmal, fiziksel, cinsel, duygusal istismar olarak dört grupta sınıflandırılmaktadır[2,5]. Çocuk istismarından daha çok tıbbi boyutlarıyla söz eden bu yazı Türkiye’deki durumun değerlendirilmesi yanı sıra, çocuk istismarıyla karşılaşan hekimlere nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda öneriler sunmayı amaçlamaktadır.

Çocuk istismarına yazılı tarihin başlangıcından itibaren çeşitli kaynaklarda rastlanmasına karşın, insanlığın konuya dikkati son yüzyıl içinde çekilebilmiştir[6,7]. 1860 yılında Tardieu tarafından tıbbi literatürdeki ilk tanımlama yapılmadan önce, Hugo ve Dickens’in romanlarında konuya değinildiği görülmektedir[8,9]. Uzun bir süre sonra Caffey’in 1946’da uzun kemik ya da kosta kırıkları ve subdural hematom ile çocuk istismarı arasındaki ilişkiyi vurgulaması üzerine konu yeniden gündeme gelmiştir. Kempe 1962’de ilk kez hırpalanmış çocuk (“battered child”) terimini kullanmış, daha sonra bu terim yerini çocuk istismarı (“child abuse”) terimine bırakmıştır[6,8-11]. Günümüze uzanan süreçteki en önemli gelişmeyse kuşkusuz 1989’da Birleşmiş Milletler’ce kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’dir. Sözleşmenin 19. maddesi çocuğun, bakımıyla sorumlu olan kişilerden gelecek her türlü kötü muameleye karşı korunmasının sözleşmeyi imzalayan devletlerin yükümlülüğünde olması koşulunu getirmiştir[12].

Türkiye’de çocuk istismarıyla ilgili çalışmaların başlangıcı çok yeni olup, daha çok adli tıp, sosyal pediatri, çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanlarının öncülüğünde yürütülmektedir. Çocuk istismarı Adli Tıp Bülteni ve Çocuk Forumu dergilerinde derleme ve vaka sunumlarıyla gündemde tutulmaya çalışılmaktadır[1,13-19]. 1991’de tıp doktoru, pedagog, psikolog, hukukçu ve gönüllüler tarafından kurulan, konuyla ilgili ilk dernek olan Çocuğu İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon Derneği (ÇIKORED) ile Çocuk İstismarı ve İhmalini Önleme Derneği’nin çalışmaları özellikle vurgulanmalıdır. Yasama gücünün ise, Türkiye’nin de onayladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne bağlı olarak yasalarda yapılması gerekli hiçbir değişikliği yapmadığı görülmektedir[12].

ABD’de 1993’te yapılan bir çalışmanın verilerine göre çocukların yaklaşık %1’i istismar, %1.5’i ihmale uğramaktadır ve bu oranların olasılıkla buzdağının sadece görülebilen kısmı olduğu düşünülmektedir [4,8]. Çocuğun yaşı ne kadar küçükse istismar olasılığı o kadar fazladır. Vakaların üçte biri altı ayın altındaki, üçte biri 6 ay-3 yaş arasında, üçte biri üç yaşından büyük çocuklardır[8,20,21]. İstismara uğrama olasılığı 12 yaşından sonra belirgin bir şekilde azalmaktadır6. Son yıllarda istismar ve ihmal vakalarında aşamalı bir artış gözlenmektedir. Bunun nedeni istismar ve ihmale uğrayan çocuk sayısı ve/veya bildirilen vaka oranındaki artıştır[6,22,23]. Kız çocuklar istismarla erkeklerden biraz daha fazla karşılaşmaktadırlar (%52’ye %48)6,9. Cinsel istismar kızlarda üç kat fazla görülmektedir[4]. Cinsel istismar dışında fail %77 olasılıkla aile, %11 olasılıkla diğer akrabalar, %5 bakımla ilgisi olmayan kişiler, %2 ise çocuğun bakımı ile ilgilenen diğer kişiler arasından saptanmıştır[6,9]. Cinsel istismar vakalarında da istismarın yüksek oranda aile bireyleri veya akrabalar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Faillerin çoğu 20-40 yaşları arasında olup, hafif derecede kadın üstünlüğü vardır, ancak sadece cinsel istismar açısından bakıldığında erkekler daha ön planda yer almaktadır[6].

İstismara bağlı ölüm nedenleri sıklık sırasıyla süt çocuklarında sallanmış bebek sendromu, künt travma ve boğulma, 1-4 yaş arasında künt travma, sallanmış bebek sendromu, boğulma ve ihmal, dört yaş üzerindeki çocuklarda ise künt travma, sallanmış bebek sendromu, boğulma ve zehirlenmelerdir[21].

Patofizyoloji

Çocuk istismarının gerçekleşebilmesi için üç faktörün bir arada olması gerekmektedir: “Uygun anne-baba, uygun çocuk, uygun zaman (kriz dönemi)”[8,24]. Dördüncü bir faktör olarak ağır fiziksel cezalara kültürel toleransın eklenmesi önerilmiştir[24].

Uygun anne-baba: Çocuk istismarı %95 olasılıkla çocuğun anne-babaları tarafından yapılmaktadır. İstismarcı anne-babalar tüm etnik, coğrafik, dini, eğitimsel, mesleki ve sosyo-ekonomik gruplardan çıkabilseler de, sosyo-ekonomik açıdan avantajsız kabul edilen gruplardan çıkma olasılığı daha fazladır. Kadınlar genellikle çocukların bakımından birinci derecede sorumlu olduğundan, istismardan erkeklere göre daha fazla sorumludur. Ancak baba da evdeyse, özellikle de işsizse bu istatistik tersine dönmektedir. Anne-babalarda ilaç veya alkol bağımlılığı ile psikotik sorunların varlığı istismar riskini artırmaktadır. İstismarcı anne-babalar genellikle kendi kişisel memnuniyetini çocuğunkinden üstün tutan, çocuğu gereksinimlerini karşılayacak bir alet yerine koyan, çocukla ilgili gerçekçi olmayan beklentileri olan, katı, duygularını kontrol edemeyen kişilik yapısındadır. Çocuk anne-babasının beklentilerini kaçınılmaz olarak karşılayamadığında anne-baba bunu hıyanet olarak algılar ve kızar, sık sık çocuğu cezalandırma yöntemine başvurmaya başlar[6,8,9,25].

Uygun çocuk: İstismara uğrayan çocukların bazı özellikleri vardır. Çoğunlukla istenmeyen gebeliklerden doğan, gayri meşru, anne-babanın istediği cinsten olmayan, kriz dönemlerinde doğan, annesinin sık aralıklarla gebe kaldığı çocuklar istismara açıktır. Bu çocuklarda sıklıkla kötü beslenme, huysuzluk, uyku düzensizlikleri, aşırı ağlama, hiperaktivite, davranış bozuklukları, mental veya fiziksel sorunlar, kronik hastalıklar gibi başka sorunlar da eşlik eder. Konjenital anomali, prematürite, ikiz eşi olmak veya annenin sorunlarına bağlı olarak erken dönemde anne-bebek ayrılığı öyküsü, dolayısıyla da anne-bebek bağının iyi kurulamamış olmasına sık rastlanır[8,26].

Uygun zaman (Kriz dönemi): İstismarın sık yaşandığı dönemler sıklıkla anne-babanın başa çıkma mekanizmalarının tükendiği kriz yaratan durumlar tarafından tetiklenir. Bunlar arasında ilk akla gelenler maddi sorunlar, işsizlik, ailevi tartışmalar, hastalıklar ve anne-babadan birinin olmayışıdır[8,24].

Ev içi şiddet: Toplumun en küçük birimini oluşturan bir ikili ilişki içinde, eşlerden birinin diğerine zarar verecek davranışlarda bulunmasıdır. Fiziksel şiddet, duygusal istismar ve cinsel istismar olmak üzere üç biçimde ortaya çıkabilir. Eşleri tarafından şiddete maruz kalan kadınların kendi çocuklarına daha ağır cezalar verdikleri ve kötü muamelede bulundukları saptanmıştır. Ailede yaşanan olaylardan erkek çocuklar, erkeklerin kadınlara istedikleri gibi davranmaya hakları olduğu, kız çocuklar ise kadınların istismarcı davranışlara katlanmaları gerektiğini düşünür. Ev içi şiddetle karşılaşan çocuklarda davranış bozuklukları, gelişmede gecikme sık görülmektedir ve bu çocukların geleceğin istismarcıları olma olasılığı daha fazladır[2,8,27].

Çocuk istismarı tipleri

Fiziksel istismar
Çocuğun kaza dışı nedenlerle yaralanması veya ailesi tarafından yeterince gözetilmemesine bağlı gelişen kazaları kapsar. Çocuklarda kazalar sık görülmekle birlikte, yaşa uygun olmayan, kendi kendine olma olasılığı çok düşük olan hasarlarda istismardan şüphelenmek gerekir. Hasarı başka bir çocuğun yaptığı söyleniyorsa o çocuğun gerçekten bunu yapıp yapamayacağı sorgulanmalıdır. Kaza dışı travmalar genellikle çocuk anne-babası tarafından cezalandırılmak istendiğinde veya anne-baba kontrolünü kaybettiğinde ortaya çıkar. En sık dövme şeklinde görülür. Tipik başvuru şekli ebeveyn tarafından nasıl meydana geldiği çok iyi açıklanamayan morarmalardır. Daha seyrek olarak ise yanıklar, kesici travmalar, zehirlenmeler, asfiksi, boğulma görülebilir[3,8,11].

Dövme: Büyük çocuklar açık elle, yumrukla veya bir alet kullanılarak dövülmüş olabilir. Lezyonlar çoğu kez baş, ense, sırt ve kalçalardadır. Morarma gözlenen bölgelerin altındaki komşu kemik dokularda kırık sık görülür. Subdural hematom, kafatası kırıkları, oküler travma ve karın travması saptanabilir[8].

Yanıklar: Belirgin istismar sonucu olabileceği gibi, çocukla yeterince ilgilenilmemesi sonucu da olabilir. Çocuk istismarının %10’unu kapsayıp, sıklıkla sıcak su yanıkları veya sıcak nesnelerle temas edilmesi şeklinde görülür[6,8,11].

Sallanmış bebek sendromu: Çocuk istismarının ağır bir formudur, en sık iki yaşın altında görülür, ancak beş yaşa kadar olabileceği bildirilmektedir. Genellikle 15 ayın, özellikle de altı ayın altındaki çocuklar kızgın anne-babaları tarafından şiddetlice sallandıklarında, beyin kafatasının içinde ileri geri hareket eder ve kontüzyon, köprü venlerin yırtılması, subdural hematom ve beyin kanamaları gelişebilir. Komplike olmayan dökümente edilmiş ağır travmalar hariç tutulursa (kafatası kırığı gibi) bir yaşın altındaki çocuklarda ağır kafa içi zedelenmelerinin %95’i ve tüm kafatası zehirlenmelerinin %64’ü istismara bağlıdır. Dıştan bakıldığında çoğu kez görünür zedelenme yoktur. Subdural hematom %38-100 olasılıkla tabloya eşlik eder ve %80 olasılıkla iki yanlıdır. Sallanmış bebek sendromunun tek bulgusu olabilir. Hafif kafatası zedelenmesiyle subdural hematom oluşması beklenmez. Kafa içi kanama olmasa bile kafa içi basıncındaki kontrolsüz yükselmeler sonucu masif beyin ödemi gelişebilir. Eşlik eden spinal kord travması ve uzun kemik, kosta, torakolomber spinöz çıkıntı kırıkları sıktır. Bu çocuklarda letarji, kusma, sürekli huzursuzluk ve beslenmede azalma gibi geniş spektrumlu bulgular gözlenebilir. Bu bulguları açıklayabilecek viral hastalık, kolik veya reflü olmaması şüphe uyandırmalıdır. Çocuk koma, konvülsiyon, apneik atak veya solunum sıkıntısı tablosunda getirilebilir. Resüsitasyondan sonra diğer travmaların varlığı açısından ayrıntılı muayene gerekir. Retina ve vitreus hemorajisini araştırmak için oftalmolojik muayene istenmelidir. Tek veya iki yanlı retina hemorajisi sallanmış bebek sendromunda %85 veya daha sık olarak saptanır. Kronik veya subakut subdural hematom varlığında retinal hemoraji olmayabilir. Bu lezyondaki en önemli inceleme yöntemi kranial BT’dir. Kafa travmasına bağlı olarak koagülasyon çalışmaları bozuk saptanabilir, hatta bazen yaygın damar içi pıhtılaşma bile gelişebilir. Sallanmış bebek sendromunda mortalite %20-25 civarındadır. Başlangıçta koma tablosunda getirilen olgularda mortalite %60’lara yükselir, yaşayanlarda ağır mental gerilik, spastik kuadripleji veya ağır motor fonksiyon bozukluğu gelişir[6,8,11,28-30].

Zehirlenme: Çocuklarda kasıtlı zehirlenmelerde herhangi bir ilaç veya kimyasal madde kullanılmış olabilir. En sık saptananlar asetaminofen, aspirin, sedatifler, alkol, laksatifler, kostik ajanlar ve hidrokarbonlardır. Zorla tuz verilmesi ve susuz bırakılması hipernatremik dehidratasyona veya aşırı su verilmesi su intoksikasyonuna neden olabilir. Küçük bir çocuğun aşırı dozda ilaç alımına bağlı zehirlenmesi istismar açısından şüphe uyandırmalıdır; çünkü kaza sonucu alımlarda küçük çocuklar genellikle büyük miktarlarda ilaç alamazlar. Zehirlenmelerin tüm istismarlar içindeki oranı fazla olmasa da, mortalitesi çok yüksektir (%17)[8, 31].

Zorla su içirilmesi (Su intoksikasyonu): Vakalar idrar ve dışkı inkontinansı, kusma, davranış bozuklukları, konvülziyonlar, solunum arresti ve koma ile getirilir ve hiponatremi ile hipoksemi saptanır. Etiyoloji çoğu kez aydınlatılamaz. Puberte öncesinde genellikle ölümcüldür. Hemen hemen tüm vakalarda yanık izi, morarmalar gibi istismara ait diğer bulgulara rastlanır[31].

“Munchausen by Proxy” sendromu (Polle sendromu): Bir anne-babanın çocuğunda gerçekte olmadığı halde bir hastalık üretmesi sonucu ortaya çıkan her türlü durumu tanımlar. Çocuk doğrudan anne-babanın ürettiği hastalık sonucu veya tanı ve tedavi uygulamaları sonucu zarar görür. Çocukta fizyolojik olarak kolaylıkla açıklanamayacak acayip bulguların varlığında ve bu bulgular sadece anne-babanın yanında oluyorsa bu sendromdan şüphelenilmelidir. Bu sendroma bağlı olarak diyabet, bakteriyemi, üriner sistem enfeksiyonu, pnömoni, nörolojik anomali, konvülsiyonlar ve ani bebek ölümü sendromu tanımlanmıştır. Polle sendromunun psikodinamiği diğer istismar durumlarından farklılık gösterir. Çocuğun hastalığı çocuğa zarar vermek veya cezalandırmak için değil, anne-babanın yararına dikkati çekmek üzere kurgulanır[6,8].

Duygusal istismar
Çocuk ve gençlerin, kendilerini etkileyen tutum ve davranışlara maruz kalarak ya da gereksinim duydukları ilgi, sevgi ve bakımdan mahrum bırakılarak toplumsal ve bilimsel standartlara göre psikolojik hasara uğratılmaları durumudur. Çocuğun üzerinde güç sahibi olan, genellikle çocuğun yakın çevresinde bulunan kişi ya da kişiler tarafından gerçekleştirilir. Duygusal istismara maruz kalan çocuklarda aileden uzaklaşma, gergin olma, bağımlı kişilik, değersizlik duyguları geliştirme, uyumsuzluk ve saldırgan davranışlarda bulunmaya sık rastlanır. Fiziksel ve cinsel istismar veya ihmale eşlik edebileceği gibi tek başına da görülebilir. Duygusal istismara bağlı hasarlar fiziksel istismar kadar zedeleyicidir, buna karşın bulguları daha gizlidir[2,3,8].

Cinsel istismar
Psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış ve yaşı küçük olan bir çocuğun bir erişkin tarafından cinsel doyum için kullanılmasıdır. Medikososyal, legal ve ahlaki yönleri olan bir sorundur. On sekiz yaşına kadar kız çocukların %12-25’inin, erkek çocukların ise %8-10’unun istismara uğradığı saptanmıştır. Cinsel istismar ile cinsel oyunlar birbirinden ayrılmalıdır. Aynı gelişimsel düzeydeki çocukların birbirlerinin genital organlarına bakması veya ellemesi, ilişki olmadıkça normal olarak kabul edilir. Bununla birlikte, altı yaşında bir çocuk üç yaşındaki bir çocukla oral-genital ilişkide bulunuyorsa bu normal dışı bir davranış şeklidir. Bu olay kanunen istismar kabul edilmese bile değerlendirilmesi gerekir. Cinsel istismar oral-genital, genital veya oral temas ile olabileceği gibi, teşhircilik, röntgencilik ve çocuğu +++++grafide kullanmak şeklinde de olabilir. Böyle bir çocuğun ilk başvurusu gizli davranış bozukluklarından (uyku bozuklukları, karın ağrısı, enürezis, enkoprezis, değişik fobiler) aşikar genital hasara kadar değişebilir. Cinsel istismarın en özgün bulguları genital kanama, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve beklenmedik cinsel davranışlardır[2-4,8,32,33].

Hekim süt çocukluğundan ergenliğe kadar olan dönemlere özgü psikososyal davranış desenlerini bilmelidir. Eğer çocuk kendi yaşına uygun olmayan cinsel davranışlar gösteriyorsa istismar açısından şüphelenmek gerekir. Adolesan yaşlarda cinsel yolla geçen hastalık veya gebelik değişen yaşam şeklinin getirdiği bir durum olabilmekle beraber istismarı da düşündürmelidir[8,9,22,33]. Cinsel istismar tanısı genellikle çocuktan alınan öykü ile konur. Ancak yüklü ve yanlı sorularla alınan öykülerin yanıltıcı olabileceği unutulmamalıdır. Öykü ve özgün laboratuvar bulguları olmadan sadece fizik muayene genellikle tanı koydurucu değildir, çünkü genital penetrasyon olsa bile, mukoza zedelenmeleri çok hızlı iyileştiğinden fizik muayene bulgusu genellikle yoktur[33].

Cinsel istismara uğrayan çocuklardaki duygusal ve davranışsal etkileri tanımlayan çalışmalardan yapılan derlemelere göre, bu çocuklarda korku reaksiyonu, anksiyete, epresyon, kızgınlık, düşmanlık, post-travmatik stres bozukluğu, uygunsuz cinsel davranışlar (herkesin ortasında mastürbasyon, cinsel ilişki takliti, anüs veya vajinaya yabancı cisim sokmak, insanlara sürtünmek, sürekli genital organlarıyla oynamak gibi) sık görülmektedir[34-38].

Çocuk ihmali
Çocuğun beslenme, sağlık, barınma, giyim, korunma ve gözetim gibi yaşamsal gereksinimlerinin çocuğa bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından, daha geniş anlamda sağlık, eğitim, sosyal yardım ve güvenlik gibi kurumları yapısında bulunduran devlet tarafından karşılanmaması anlamına gelir. Fiziksel, duygusal, eğitimsel ve tıbbi ihmal olarak karşımıza çıkabilir. Büyüme-gelişme geriliği olan çocuklarda ve kazalara bağlı lezyonlarda sıklıkla fiziksel ihmal söz konusudur. Fiziksel istismardan daha sık görülmesine karşın, ölüm veya ağır yaralanma ile sonuçlanmadıkça göz ardı edilme olasılığı fazladır, çünkü fiziksel ve cinsel istismara göre tanısı çok daha soyuttur. Fiziksel istismara göre daha az dramatik olmakla birlikte çocukta yarattığı hasar benzerdir. İstismar ve ihmali birbirinden ayıran en önemli nokta, istismarın aktif, ihmalin ise pasif bir durum olmasıdır[2-4,6,8,22,39].

İstismar şüphesinde öykü alma
Fizik muayeneden önce ayrıntılı öykünün bitirilmiş olması gereklidir. Mümkünse çocukla yalnız görüşülmeli, sorular ve çocuğun yanıtları teype veya videoya kaydedilmelidir. Böylece yinelenen görüşmelerden, çocuğun şahit olarak dinlenmesi zorunluluğundan kurtulunmuş ve çocuğun yeniden travmatize edilmesinden kaçınılmış olunur. Görüşmenin sessiz ve tehdit edici olmayan bir ortamda, nötral ses tonuyla konuşarak yapılması önerilmektedir. Öncelikle çocuğun anlayabileceği bir dille görüşmenin amacı anlatılmalıdır. Çocuğun gözüyle aynı hizaya gelecek şekilde oturulmalı, çocukla görüşmeci arasında herhangi bir engel olmamalıdır. İstismarı kimin yaptığının, istismarın nasıl ve ne zaman yapıldığının sorgulanmasının çocuğa zarar vermekten başka bir işe yaramayacağı bilinmelidir. Çocuğa açık uçlu sorular sorulması, çocuğun anlattıkları karşısında şok veya inanamamazlık gibi duyguların yaşandığının gösterilmemesi ve soruların “birşeyler daha söylemek ister misin?” veya “daha sonra ne oldu” şeklinde yapılandırılması önerilmektedir. Bu tip sorgulama kanuni açıdan da daha kabul edilebilirdir[6,8,9,33].

Öykü alırken çocuğun spontan reaksiyonları da kaydedilmelidir. Çocukla ilişkisi olan kişilerle ayrı ayrı görüşülmelidir. Aileden alınan öyküde çocuğun doğum öyküsü, daha önce hasar görüp görmediği, hastanede yatıp yatmadığı, acil servise ne sıklıkta getirildiği, aşılama ve beslenme öyküsü, diğer sorunları, olayın oluş şekli ve tıbbi tedavi başvurusu için gecikme olup olmadığı, olay sırasında çocuğun bakımından sorumlu olan kişinin hastaneye getirilirken çocuğa eşlik edip etmediği araştırılmalıdır. Görüşme sonunda toplanan veriler rapor haline getirilerek açık bir şekilde tarihlendirilmelidir. Bu rapor hemen en yakın sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu ve ilgili adli makamlara gönderilmelidir[6,8].

Fizik muayene bulguları
Muayene öncesinde çocuğa açıklama yapılması gerekir. Ek duygusal travma yaratılmaması amaçlanmalıdır. Muayene sırasında istismarcı olarak şüphelenilmemesi şartıyla, başka bir kişinin daha muayene odasında olması sağlanmalıdır. İstismar 72 saat içinde olmuşsa veya kanama ya da akut hasar varsa muayene hemen yapılmalıdır. Olayın üzerinden 72 saatten fazla süre geçmişse ve akut hasar bulgusu yoksa acil muayene gerekli olmayabilir. Çocukta tam bir değerlendirme yapılmalı; gelişimsel, davranışsal, mental ve emosyonel durum araştırılmalıdır. Büyüme parametreleri ve çocuğun cinsel gelişimi mutlaka değerlendirilmelidir. Tüm kemik yapılar palpe edilmeli, hassasiyet olan bölgeler gizli travma açısından radyolojik olarak incelenmelidir. Tüm morluk ve yanıklar (yerleri, şekilleri, boyutları, rengi) not edilmeli ve lezyonun boyutunu değerlendirebilmek için bir ölçü skalasının görülebileceği fotoğrafları çekilmelidir. Fotoğrafların arkasına vakanın adısoyadı, tarih ve saat kaydedilmelidir. Oral kaviteye, uyluk ve kafatasına gizli travma açısından daha ayrıntılı bakılmalıdır[11,33].

Deri bulguları: Deri travmasında görülen lezyonlar morarma, yanık, laserasyon ve ısırıklar olabilir. Bu lezyonların fiziksel istismar olarak kabul edilebilmesi için, tanınabilecek kadar belirgin olması ve geçici kırmızılığın ötesinde bir deri zedelenmesine yol açması gereklidir. Kaza dışı nedenlerle olan morarma, yanık, delik, laserasyon ve abrazyonlar istismar kabul edilir, çünkü doku zedelenmiştir ve iyileşme süreci zaman alır. Lezyonların yeri istismar açısından önem taşıyabilir. Kulak, ense, kalça, uyluk, frenulum gibi yerlerdeki deri lezyonlarının istismar sonucu olma olasılığı fazladır. Derinin tam bir gözlemi gerekir, çünkü başka lezyonlara rastlama olasılığı da vardır. Özellikle primer lezyon morarma veya kontüzyon ise en azından tam kan sayımı, PT, PTT, kanama zamanı bakılmalıdır. Taze ısırıklarda tükürük açısından sürüntü alınmalı ve iç organ zedelenmesi açısından da değerlendirme yapılmalıdır[8,11,40].

Morarma: İlk olarak morarmanın yaşı değerlendirilmelidir. Yüz, genital ve gluteal bölge gibi yumuşak yerlerdeki veya kulak, ense, üst dudak, filtrum gibi travmadan daha az ekilenen bölgelerdeki lezyonlar ile delici-şekilli morarmalardan şüphelenmek gerekir. Kaza sonucu olan morarmalar daha çok kemiklerin üzerinde (çene veya alın gibi) görülür. Aktif çocuklarda alt ekstremitelerde çoğul morarmalar sıktır. Unutulmaması gereken bir nokta, aynı çocukta hem kazaya hem de istismara bağlı morarmaların birlikte olabileceğidir. Periorbital morarma özellikle iki yanlı ise istismar düşündürür, çünkü çoğu travmada yüzün tek tarafı etkilenir[8].

Yanık: En sık etken, kasıtlı olsun, kaza olsun sıcak sıvılardır. Kasıtlı sıvı yanıklarında en sık daldırma, batırma veya sıçratmaya bağlı lezyonlar görülür. Batırma yanıkları keskin sınırlıdır veya su düzeyinin sınırları yanıklı ve yanmamış deriyi keskin bir sınırla ayırır; ekstremitelerde eldiven, çorap tarzı lezyonlar görülebilir. Kaza yanıklarında ise düzensiz yanıklar ve çok sayıda sıçratma lezyonları gözlenir. Lezyonların simetrik olması kasıtlı olması lehinedir. Çocuk bezleri haşlanma hasarı açısından iyi koruyucudurlar, bu nedenle kalçaların ve uyluk üst kısımlarının yanıklarının süt çocuklarında kaza ile olma olasılığı azdır. Sigara yanıkları kaza sonucu olabilir, ancak 8-10 mm’den daha geniş çaplı, derin ve daire şeklindeki lezyonların kasıtlı yapılmış olma olasılığı fazladır. İmpetigo sigara yanığı ile karıştırılabilir, ancak bu lezyon daha az yuvarlaktır ve ılık suyla kolaylıkla uzaklaştırılabilir[8].

Isırıklar: Erişkin birine ait ısırık izinin kaza ile olma olasılığı asla yoktur. Isırığın insan veya hayvana ait olduğu ayırt edilmelidir. Hayvan dişleri dardır, deride ufak bir delik oluştururlar, insan ısırığında ise insan dişinin geniş yüzeyli olması nedeniyle yırtık veya ezilme oluşur. Tam insan ısırığında dişin anatomisine uyumlu olarak oval veya eliptik bir lezyon görülür. Tam olmayan ısırık lineer izler bırakır ve tanınması zordur. Maksiller köpek dişleri arasındaki aralık 3 cm’den fazla ise ısırık bir erişkine aittir ve istismar düşündürür[8,41].

Düşme ve iskelet travması: Kısa yüksekliklerden düşmeler sonucu (<3 metre) gelişen ağır ve fatal lezyonlarda istismar olasılığı yüksektir. Yatak veya karyoladan düşme sonucu ağır kafa veya MSS travması beklenmez. Merdivenden düşme sonucu da genellikle hayatı tehdit eden travma beklenmez. Süt çocuklarında kafatası, kaburga ve metafiz kırıkları, bir yaşından büyük çocuklarda ise uzun kemik kırıkları istismara bağlı kırıklarda ilk sırada yer alır. İstismara uğrayan çocuklardaki iskelet zedelenmesi sıklıkla sallanmış bebek sendromuna bağlıdır.

Kırıkları değerlendirirken istismar varlığı açısından en şüphelendirici bulgu, olayı açıklayacak uygun bir öykünün olmamasıdır. Genel olarak, henüz yürüyemeyen bir çocuktaki herhangi bir kırıkta istismardan şüphelenilmelidir. Bir yaşın altındaki bir çocuğun vücut kitlesi kısa bir yükseklikten düşmeyle kırık oluşumuna yol açacak kadar fazla değildir. Bu çocuklarda iskelet sisteminin daha iyi araştırılması veya kemik sintigrafisi gerekebilir[8,10].

Oyun oynarken düşme, diğer çocuklarla yapılan küçük kavgalar, bakıcının kucağından düşme, karyoladan düşme gibi günlük sık rastlanan travmalar genellikle vertebraların spinöz çıkıntısı, skapula, sternum veya uzun kemik metafiz kırıklarına yol açmaz. Fizik muayene bu bölgelerin kırıkları ile uyumluysa radyografi istenmeli ve daha ileri araştırma yapılmalıdır, çünkü bu tip lezyonlarda istismar olasılığı fazladır[8].

İstismar sonucu meydana gelen kafatası kırıkları genellikle çok sayıda, iki yanlı, kompleks, depresyon tipinde, 3 mm’den geniş olma eğilimindedir ve birden fazla kafatası kemiğinin tutulumu söz konusudur. Kaza sonucu gelişen kafatası kırıkları ise genellikle tek, dar ve çizgisel olup, başka bir zedelenme bulgusu olmadan genellikle sadece paryetal kemik tutulumu gözlenir[8].

Künt karın travması: Tacize uğrayan çocuklarda kranyal travmadan sonra mortalitenin ikinci nedenidir. Görünür bulgu olmaması nedeniyle tanınması zordur. Bu çocuklarda içi boş organlara ait travma sıktır. Açıklanamayan şok, peritonit, safralı kusma, anemi varlığında istismardan şüphelenmelidir[8].

Nörolojik bulgular: Süt çocuklarında sallama veya başa vurma sonucu kafa içi zedelenme görülebilir. Bu durumda yaygın beyin ödemi gelişebilir veya subdural hematom nedeniyle kafa içi basıncı artabilir. Kafa içi basıncının artışına bağlı huzursuzluk veya letarji, hipotoni, fontanel bombeliği, baş çevresinin artışı, kafa içi kitleye bağlı fokal bulguların varlığı, koma, konvülsiyon, bradikardi, apne veya kardiyopulmoner durma saptanabilir[8].

Oküler bulgular: İstismara uğrayan çocuklarda fundoskopik muayene normal muayenenin değişmez bir parçası olmalıdır, çünkü kafa içi patolojik durumlardaki en sık ve bazen de tek bulgu retina kanaması olabilmektedir. Retinal kanama saptandığında kranial BT endikasyonu doğar. Retinal kanama çoğu vakada sekel bırakmaksızın kendiliğinden düzelir. Göze doğrudan vurmalar sonucu periorbital ekimoz, ödem, orbital kırıklar, subkonjonktival kanamalar, lens dislokasyonu veya retinal ayrışma gözlenebilir. Bu tip lezyonların yarısından fazlası kalıcı sekellerle sonuçlanır[8,11].

Ağız ve diş bulguları: Hekimler ağız sağlığı ve dental hasarlar konusunda çok kısıtlı eğitim aldıklarından istismar ve ihmalin ağız ve diş bulgularını atlayabilir. İstismar düşünülen tüm olgularda dikkatlice ağız içi ve perioral muayene yapılmalıdır. Çocuğun zorla beslenmeye çalışılması sonucu üst dudak, frenulum ve ağız tabanında morarma ve laserasyon, dişlerde kırık ve avulsiyon, yüz ve çene kemiklerinde kırıklar gözlenebilir. Çocuklarda oral kavite cinsel istismara da sık maruz kalan bir bölgedir. Oral veya perioral gonore veya sifiliz varlığı prepubertal bir çocukta cinsel istismar için patognomoniktir[6,8,41].

Cinsel istismarda fizik muayene bulguları
Öncelikle acil bir durum olup olmadığı sorgulanır, tedavi edilebilir durumlar tanılanmaya çalışılır (cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gebelik gibi). Çocuk ve yakınları önemli bir zedelenme olmadığı yönünde sakinleştirilir, fiziksel istismar açısından da değerlendirme yapılır. Muayene odasında sosyal hizmet uzmanı veya hemşire olmasına mutlaka dikkat edilmelidir. Çocuğun ailesi veya bakıcısı, çocuk onların yanında bulunmasından hoşnut ise muayene sırasında odada kalabilir. Bakıcının istismarcı olma şüphesi varsa buna izin vermeden önce, çocuğun bakıcı ile birlikteyken ilişkisi gözlenmeli ve çocuğun duygusal durumu değerlendirilmelidir. Fizik muayene ayrıntılı genel muayene ile başlar, genel durum, hijyen ve duygusal durum değerlendirilir. Genital muayene fizik muayenenin son evresi olmalıdır. Genital muayenede kız çocuklarda uyluk iç yüzleri, labialar, klitoris, üretra, himen, vestibül, posterior forşet, fossa navikülaris ve anüs; erkek çocuklarda uyluklar, penis ve skrotum ekimoz, ısırık izi, skar, akıntı açısından tanımlanmalıdır. Puberte öncesindeki kız çocuklarda spekulum veya dijital muayene uygulanmamalıdır. Anal bölge her iki cinste de supin, lateral veya dizgöğüs pozisyonunda gözlenmelidir. Anal bölgedeki morluklar, skarlar, anal yırtıklar ve anal dilatasyon rapor edilmelidir. Sfinkterin gevşek olması önemli bir bulgudur. Dijital muayene çoğu kez gerekmez. Belirgin genital zedelenme kanıtı varsa genel anestezi altında bir cerrah veya jinekolog tarafından yapılacak değerlendirme daha uygundur[8,32,33].

Muayenede himen çapının ölçümü önemlidir. Bu çap yaşla artar ve horizontal çapı mm olarak çocuğun yaşıyla aynıdır, +2 SD’den daha fazla açıklık şüphe uyandırır. Tek başına bu bulgu istismar lehine değerlendirilemez, eşlik eden öykü ve fizik muayene bulguları olmalıdır. Himenin noktasal, aya benzer ve konsantrik şekillerinin normal olabileceği bilinmelidir. Himenin özellikle alt sınırından olmak üzere yırtılması, arka forşet yırtıkları istismar düşündürür, ancak kaza sonucu olma olasılığı da vardır. Masturbasyon klitorisle ilgili olduğundan himene zarar vermemesi beklenir. Aynı şekilde tampon kullanımının da himen bütünlüğünü bozmadığı gösterilmiştir. Anal bölgede skarlar, derin yırtık ve çatlaklar, ampullada dışkı yokken 20 mm’den çok dilatasyon istismar düşündürür[8,33,].

Öykü olmasa bile semen, sperm veya asit fosfataz varlığı, gonore açısından kültür pozitifliği, sifiliz veya HIV serolojisi pozitifliği cinsel istismar tanısı koydurur (konjenital sifiliz, gonore ve konjenital ya da transfüzyonla edinilmiş HIV ayırt edilmelidir)[33].

Laboratuvar bulguları
Radyografiler: Gizli kemik bulgularını gösterebilmek için bazı radyolojik tarama yöntemleri gereklidir. Mahkemeler genellikle istismar kararına varırken kırık varlığını önemli bir kanıt olarak kabul eder, bu nedenle kırık varlığı mutlaka araştırılmalıdır[8].

İskelet taraması: Beş yaşın altındaki çocuklarda tüm iskelet taraması gereklidir. Amerikan Radyoloji Koleji 1997 yılında istismardan şüphelenilen vakalar için iskelet taraması standartları geliştirmiş ve tarama amacıyla 19 görüntü önermiştir (AP kafatası, lateral kafatası, lateral servikal omur, AP toraks, lateral toraks, AP pelvis, lateral lomber omur, AP humerus, AP önkol, oblik el, AP femur, AP tibia, AP ayak grafileri). Bir yaşından büyük çocuklarda iskelet taraması amacıyla sintigrafi de tercih edilebilir. Çocuk istismarından şüphelenilen durumlarda “babygram” veya “bodygram” denilen ve tüm iskeletin tek bir grafiyle görüntülendiği filmler önerilmemektedir. Beş yaşın üzerindeki çocuklarda sadece semptomatik olan bölgelerin grafileri yeterlidir. Kafatası kırığından şüphelenildiğinde aksiyal kranial BT’de kırık atlanabildiğinden AP ve lateral kafatası grafilerinin de çekilmesi gerekir. Kaburga kırığı düşünülen olgularda oblik toraks grafisi çekilmelidir. Bununla birlikte, lezyonların gizli olabilmesi ve hasardan 7-14 gün sonraya kadar bulgu vermeyebilmesi nedeniyle direkt grafilerin %48 kadar yalancı negatifliklerinin olduğunun bilinmesinde yarar vardır. Direkt grafide epifizyal ayrışma şüphesi varsa MR veya ultrasonografi istenmelidir[8,10,42].

Sintigrafi: Direkt grafilere yardımcı olarak sintigrafi önerilmektedir. İlk tarama yöntemi olarak sintigrafi tercih edilmişse tüm pozitif alanlar radyografik olarak ayrıca incelenmelidir. İstismar şüphesi çok fazla olmasına karşın ilk çekilen radyografilerde kırık lehine bulgu yoksa sintigrafi yapılmalıdır. Sintigrafik incelemenin kafatası kırıklarında yetersiz olduğu unutulmamalıdır. Hasardan 24-48 saat sonra yumuşak doku, periost ve kemik anomalilerini gösterir, bulgular aylarca sabit kalır ve yalancı negatiflik oranı yaklaşık %12’dir. Kemik metafizlerinde radyoaktif tutulum normalde fazla olduğundan ve kırıklar da genellikle bu bölgelerde görüldüğünden sintigrafilerin uzman bir kişi tarafından değerlendirilmesi gerekir[6,8,10,42].

Kranial bilgisayarlı tomografi (BT): Klinik olarak kafa içi hasar şüphesi, özellikle de retinal kanama varsa kranial BT, MR veya her ikisi birden endikedir. İlk aşamada kontrastsız BT istenmelidir. Bu inceleme parankim içi, subaraknoid, subdural ve epidural kanamalar açısından yüksek duyarlılık ve özgünlüğe sahiptir. Akut kanamanın değerlendirilmesinde BT, MR’dan daha üstündür. Tomografilerde sıklıkla yaygın beyin ödemi veya subaraknoid hemoraji görülür, ancak intraventriküler, subdural veya epidural kanamaya da rastlanabilir[8,28,42].

Kranial manyetik rezonans (MR): Kafa içi zedelenmesini tam olarak değerlendirmede ve subakut, kronik zedelenmelerin tanısında en geçerli yöntemdir. Subaraknoid kanamaları saptamada BT ve MR duyarlılıkları eşittir, ancak subdural kanama, arka çukur anomalileri ve parankim içi zedelenmesini saptamada MR daha duyarlıdır. MR ile subdural hematomları saptama olasılığının BT’ye göre %50 daha fazla olduğu gösterilmiştir[28,42].

Ultrasonografi: Hasta başında yapılabilme avantajı vardır. Özellikle interhemisferik fissür içinde yer alan küçük akut subdural hematomları atlayabilir[42].

Spinal travma şüphesinde radyolojik inceleme: Vertebral kompresyon veya spinöz çıkıntı kırıklarının saptanmasında direkt grafi çoğu kez yeterlidir. Spinal kord veya sinir kökü zedelenmesi şüphesi varsa MR istenmelidir[42].

Torako-abdominal travma şüphesinde radyolojik inceleme: İlk değerlendirmede toraks, karın ve servikal omur direkt grafileri yeterlidir. Toraks veya karın içi zedelenmesi şüphesi var ve hasta stabil ise BT istenmelidir. Aspirasyon riskini azaltmak için kontrast maddenin oral değil intravenöz olarak verilmesi önerilmektedir. Ultrasonografinin kullanılması tartışmalıdır. Peritoneal lavaj pediatri pratiğinde rutin yapılmamaktadır[8,42].

Kanama ve toksikoloji taramaları: Kolay kanama veya morarma öyküsü varsa kanama diyatezi açısından tarama yapmak gerekir. Bu tarama tam kan sayımı, kanama zamanı, trombosit sayısı, fibrinojen, trombin zamanı, protrombin zamanı (PT) ve parsiyel tromboplastin zamanını (PTT) içermelidir. Zehirlenmeden şüpheleniliyorsa özellikle evlerde sık kullanılan parasetamol, aspirin ve sedatif-hipnotikler açısından tarama yapılması önerilmektedir[6,8].

Fotoğraflar ve video çekimleri: Vücudun herhangi bir yerinde travmaya ait bir lezyon varsa mutlaka görüntü kaydı yapılmalıdır. Çoğu ülke kanunlarında aile izni olmasa bile direkt radyografi ve fotoğraf çekilmesine izin verilmektedir. Fotoğraflar polis veya çocuk koruma merkezleri tarafından çekilir, ancak bazen bu görev hastane personeli veya hekime düşebilir. Kimlik tespiti için mutlaka çocuğun yüz fotoğrafının da çekilmesi gereklidir. Tüm fotoğrafların arkasına çocuğun adı, tıbbi kayıt numarası, tarih, saat, anatomik bölge, fotoğrafçının adı-soyadı ve imzası ile hukuki görevlilerin adı-soyadı ve imzası kaydedilmelidir[8].

Gelecek çocuklarındır. Çocuklar ne kadar iyi eğitilir, ne kadar sağlıklı kılınırlarsa, toplumumuz gelecekte o kadar güçlü olur. Onun için çocuklarımızın eğitimine, bedensel, ruhsal ve toplumsal bakımdan sağlıklı olmalarına önem veriyoruz.

Birleşmiş Milletler Örgütü, 1959 yılında 10 ülkeyi içeren Çocuk Haklara Bildirisini yayınladı. Bu ilkeler özetle şöyledir:

Her çocuk, hiçbir ayrıcalık gözetilmeksizin bu bildirideki haklardan yararlanmalıdır.
Çocuk, özel bir korunmadan yararlanmalıdır. Ona, düzgün, onurlu ve sağlıklı gelişim olanakları yasalar ve diğer araçlarla sağlanmalıdır.
Çocuk, doğduğu andan başlayarak bir ad sahibi olma ve vatandaşlık hakkı kazanmalıdır.
Çocuk, toplumsal bakımdan özürlüyse durumunun gerektirdiği özel tedavi, eğitim ve özeni görmelidir.
Çocuk, toplumsal güvenlikten yararlanmalıdır.
Çocuk, olanaklar ölçüsünde anne-babasının sevgi, anlayış, özen ve sorumluluğu altında, duygusal bir bağlılık, ahlaksal ve maddesel güvenlik ortamında, dengeli bir kişilik geliştirme olanağına sahip olmalıdır.
Bedensel, düşünsel ve toplumsal bakımdan özürlü olan çocuk durumunun gerektirdiği özel tedavi, eğitim ve özeni göstermelidir.
Çocuk en azından ilköğretim düzeyinde, ücretsiz ve zorunlu bir eğitim almaya hak kazanmalıdır.
Çocuk savsaklamanın, zulmün ve sömürünün her türüne karşı korunmalıdır.
Çocuk; ırk, din yada insanlar arasında ayrılık yaratan durumların gerektirdiği ilişki ve davranışlardan korunmalıdır. Çocuk, güç ve yeteneklerini, insanlığın hizmetine adayacak anlayış, sabır, evrensel barış, dostluk ve kardeşlik duygu ve düşüncesi içinde yetiştirilmelidir.
Çocuğa, eşit olanaklar temeline dayanan bir eğitim zorunludur.

Çocuğun sokaklarda çalışmasını gerektiren en önemli etken ailesinin ‘yoksulluğudur’. Yoksul aileler için çocuğun getireceği gelir yaşamsal önem taşımaktadır. Bu konuyu daha açık ortaya koyabilmek için gerçekleştirmiş olduğumuz bir araştırma kapsamında incelenen ailelerin durumuna biraz daha yakından bakalım.[7]

Sokaktaki çocukların aileleri, 1990 sonrası İstanbul yörüngesindeki göçle, Mardin, Siirt (Eruh), Van, Adıyaman, Bitlis, Ağrı, Doğu Beyazıt’tan gelerek, Tarlabaşı’nda kötü konut koşullarında yaşamakta olan ailelerdi. 1990’lı yılların sonrasında ve özellikle de 2000’li yılların başında yaşanan ekonomik krizler ve politik istikrarsızlık, gelir bölümünde eşitsizlik uçurumunun derinleşmesine ve işsizlik oranlarının artmasına neden olmuştur. İnceleme grubumuz içindeki ailelerde babanın herhangi bir niteliğinin olmaması kentle tam bütünleşmeyi engellemiştir. Sokaktaki çocukların babaları ya işsiz ya da istihdam sorunu yaşamaktaydı. Şöyle ki, aralarında işi olanlar düşük ücretle, güvencesi olmayan, gel-geç işlerde, enformel alanlarda çalışmaktaydılar. Nitekim, kişinin uzmanlaşamadığı oranda düşük gelirli düşük statülü, güvencesi olmayan işlerde çalışacağına işaret edilmektedir.[8]

Niteliği ve işi olmayan ya da ailenin geçimini sağlayacak parayı kazanamayan baba, küçük yaştaki çocuklarını sokağa salarak onları bir şekilde eve para getirmeye sevk etmekte, kimi zaman da zorlamaktadır. Yaptığımız araştırma çerçevesinde görüştüğümüz çocukların aile büyükleri tarafından kendilerine yapılan baskının ayırdına vardıkları söylenemez. Çocuklar para getirmekten başka seçeneklerinin olmadığının bilincindeydiler.

Jenks, çocukluk döneminin kişinin yaşamındaki önemini vurgulayarak, günümüzde giderek sayıları artan ve çeşitlenen çocuk istismarı olgusunun çocukla erişkin arasındaki ilişki pratiklerinden kaynaklandığı yönünde güçlü kanıtlar olduğunu ortaya koymakta[9], sömürü potansiyelini ikisi arasındaki güç ve konum farkına bağlamaktadır.[10] Konumuzla ilgili olarak sözü edilen güç ilişkisi genellikle babası ile sokaktaki çocuk arasındaki ilişkidir. Bir işi olsa bile, çoğu baba birkaç çocuğunu sokaklarda birşeyler satmak üzere gönderdiğinde eline geçecek aylık toplam gelir kadar kazanamayacağını düşündüğü için kendisinin pek de çalışmaya ya da çalışma yaşamını sürdürmeye hevesli olmadığı gözlemlenmiştir. Onlara göre en kolay geçim yolu, çocuklarını ana caddelere gönderip, gelen geçene acındırıp, vicdanlara seslendirerek para toplamaktır. İşaret etmiş olduğumuz gibi, her ne kadar bu çocuklar aile büyüklerinin kendileri üzerindeki baskısını tümüyle kavramıyor olsalar da, bunun Jenks’in işaret ettiği ‘güç ilişkisi’yle bağlantısı yadsınamaz.

Babalarla yapılan görüşmelerde sokakların suç işlemeye elverişli ortamlar olduğu, çocukların içinde bulunduğu türlü riskler anlatılmıştır. Ancak, çocuklarını bekleyen tehdit ve tehlikelerden haberdar olmalarına rağmen, görmezden geldikleri, konunun ciddiyetinin ayırdına varmadıkları, önlem almadıkları, gerçeklere sırt çevirdikleri anlaşılmaktadır.[11]

Sokağın olası risklerini ortaya koymak amacıyla çocuklarla yapılan görüşmelerde kendilerine sokak çocuklarını tanıyıp tanımadıkları, onlarla bir ilişki kurup kurmadıkları sorusu yöneltilmiştir. Onların da, tıpkı toplumdaki diğer kişiler gibi, sokak çocuğunu etiketleyerek, "tinercilerden mi söz ediyorsunuz? Evet, onları görüyoruz, yaptıklarını merak ediyoruz; nasıl birşey olduğunu anlamak için bir kere de denemek istiyoruz" şeklindeki genel yanıtları sokakta olmalarının tehlikelerinin açık göstergesidir.[12]

Sokaktaki çocuk, sokakta yaşayan çocukla caddelerde aynı çevrededir; onun davranışlarını gözlemlemekte, kimi zaman onu model almaktadır. Sokakta geçirdiği saatler uzadıkça özendiği sokakta yaşayan çocuğu taklit etmesi, tiner ve bally koklamaya başlaması ve hatta uçucu madde bağımlısı olma riski vardır. Nitekim, "Sosyal Öğrenme Kuramı" yandaşlarının ortaya koyduğu görüşler bu düşüncemizi destekler niteliktedir. ‘Sosyal Öğrenme’ kuramcıları genelde davranışları etkilemede sosyal çevrenin önemine, bireylerin etraflarındakileri gözlemleyerek, dinleyerek öğrendiklerine işaret etmektedirler.[13] Kuramın önde gelen isimlerinden Bandura da görüşleri çerçevesinde öğrenme sürecinde taklit boyutunun altını çizerek, bireyin belli bir biçimde davranmayı başkalarını gözlemleyerek elde ettiğini vurgulamakta, buna "gözlemleyerek öğrenme" demektedir. Özetle, Bandura öğrendiklerimizin büyük bir kesimini model aldığımız bireyleri gözlemleyerek elde ettiğimiz görüşündedir. Ona göre kişi için model ne denli önemli ise davranışlar üzerindeki etkisi de o denli güçlüdür. Çocuk, öykündüğü bir diğer çocuğu model alabilir. Bandura, model olanın söylediğinden çok yaptığının önem taşıdığını belirtiyor.[14]

Kendileriyle yapılan görüşmelerde araştırmamızın katılımcısı sokaktaki çocukların tümü için olmasa da bazıları için uçucu madde bağımlısı sokakta yaşayan çocukların davranışlarının merak uyandırdığı, uyaran oluşturduğu anlaşılmaktadır. 1991-1992 yılları arasında İstanbul'un sokakta yaşayan çocuklarının davranış sapmalarını belirlemek ve karşılaştıkları riskleri incelemek amacıyla gerçekleştirdiğimiz bir araştırmada davranış sapmaları türleri arasında tiner ve bally koklama alışkanlığının 1970'li yılların sonlarından beri ortaya çıkan yeni bir toplumsal olgu olduğu gözlenmiştir. Araştırmada tiner ve bally koklayanların küçük yaşlarda evden kaçtığı, sokakta barınırken zamanla uçucu madde koklayan başka çocuklara özenip onları taklit ederek bu yönde alışkanlık edindikleri ortaya konmuştur.[15]

Kriminolog Sutherland, bireyin sapan davranışları çevresiyle olan ilişkisi çerçevesinde öğrendiğini ortaya koymaktadır; o da iletinin (mesaj) önemli olduğuna işaret etmektedir.[16] Ortaya koyduğumuz bu görüşler çerçevesinde aile gelirine katkıda bulunma amacıyla sokağa yollanan çocukların tümü olmasa da bazılarının sokak çocuklarını referans almaları, model aldıkları tarafından güdülendirilmeleri ve vurgulamış olduğumuz gibi modelin davranışlarını, bakış açılarını içselleştirme olasılığı vardır. O halde sokaktaki çocuğun da sapan davranışa yönelmesi oldukça büyük bir olasılıktır. Görülüyor ki, sokaktaki çocuk ile sokakta yaşayan çocuk arasındaki ayrımı belirleyen çizgi oldukça belirsiz olup, küçük satıcının sokakta yaşayan çocuklar gruplarına katılarak eviyle olan ilişkisini koparma riski vardır. Üstüne üstlük gecenin geç saatlerine kadar başıboş kaldığı büyük kent caddelerinde bir diğer büyük tehlike kız/erkek her iki cinsin cinsel istismara açık olmalarıdır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin önsözünde çocuğun zihinsel ve bedensel tam erişkinliğe ulaşmamış olmaları nedeniyle kırılgan oldukları, özel bakım, güvence ve korunmaya muhtaç olduklarının altı önemle çizilmektedir. Sokaktaki çocuklar ise bir misli daha fazla savunmasız ve korunmaya muhtaçtır. Bir kez daha vurgulamalıyız ki bu çocukların çalışma çevreleri olan sokaklar suça tanık olmaya, suç işlemeye ya da suç'a maruz kalmaya elverişli ortamlardır. Çocukların sokak ortamında kendi başlarına kalmaları bu yönden sakıncalıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi çocuğun esenliğine zarar verebilecek her türlü sömürüye karşı çocuğu koruma görevini taraf devletlere yüklüyor.[17]

SOKAKTAKİ ÇOCUKLARIN İHLAL EDİLEN HAKLARI VE HAKLAR ARASINDAKİ İLİŞKİ:

Yukarıda belirtildiği gibi suç’a karışma ya da maruz kalma bir yana, küçük yaşlardaN itibaren büyük kent caddelerinde çalışma yaşamına itilmesi çocukluk dönemindeki birey için ciddi sağlık ve gelişme sorunları yaratacağı gerçeği gözardı edilmemelidir. ‘Sokaktaki Çocuk’ Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin kendisine tanıdığı birçok haktan yoksun bırakılmaktadır. Bu gerçek, aynı zamanda T. C. Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Hak ve Ödevler başlıklı üçüncü bölümünde yeralan bazı temel hakların ihlal edildiğinin göstergesidir. Okula gideceği yerde günün önemli bir bölümünü sokaklarda geçiren sokaktaki çocuğun eğitim[18], sağlık[19], dinlenme ve boş zaman değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılma[20] hakları çiğnenmektedir. Sokaktaki çocukların diğer çocuklar gibi çocukluklarını yaşayamamaları, çocukluk dönemine özgü gelişim sürecinin onlar için sağlıklı işlememesi, baskı altında sürdürülen bir yaşam biçimi, bedensel, zihinsel, psikolojik açılardan tam erişkinlik düzeyine ulaşamamaları sonucunu doğurmaktadır. Gelişme sürecini ters yönde etkileyen faktörlerin biraradalığından öte, birlikte işleyerek, bir diğerini etkilemeleriyle, olumsuzluklar kartopu gibi büyüyerek şiddetlenmektedir. Sokaktaki çocuğun sağlık, eğitim, oyun oynama, boş zamanını etkin biçimde değerlendirme haklarından yoksun bırakıldıkları hususuna değinirken, sözü edilen haklar arasındaki ilişki irdelendiğinde bu çocukların nasıl bir yoksunluk içinde olduklarını daha da açık bir biçimde anlayabileceğiz.

Kişiliğin gelişim sürecinin en önemli devresi, çocukluk döneminde, fiziksel, ruhsal, bilişsel ve toplumsal açıdan sağlıklı büyümesi için kaliteli eğitim görmesi kadar merkezi önem taşıyan bir ana etkinlik ise, oyun oynamasıdır. Oyun oynama hak ve olanaklarına sahibolması şiddet içeren davranışların önlenmesinde önemlidir.[21] Başka bir deyişle, oyun oynayarak zamanının bir bölümünü eğlenerek – öğrenerek, etkin olarak geçirmesi demektir.

Huizinga oyunu ‘özgür olarak katılınan, ancak, emredici kurallara uygun biçimde belirli bir zaman ve mekan sınırları içinde gerçekleştirilen, amacı olan, gerilim ve sevinç duygusuyla ‘alışılmış yaşamdan başka türlü olmak’ bilincinin eşlik ettiği iradi bir eylem ve etkinlik’ olarak tanımlıyor.[22] Pellegrini ise, oyunu iki açıdan ele alıyor. Ona göre oyun (play) ile oyun oynama (games) arasında ayrım yapılması önem taşır. Oyunda kurallar önceden saptanmış değildir, tersine esnektir ve oyun esnasında oynayanlar tarafından karşılıklı olarak tartışılarak saptanır. Oyun oynama da ise kurallar a priori belirlenmiş olup, kodlanmıştır; başka bir deyişle, tıpkı yasa kurallarının bir araya toplanması durumunda olduğu gibi sistemleştirilmiştir. Pellegrini, oyun oynamayı önceden belirlenmiş açık-seçik, kesin kurallar rehberliğindeki etkinlik olarak tanımlıyor. Kurallardan sapma, kurallara ilişkin yeni bir tartışmaya yol açmaz, aksine, sapan davranış, yaptırım uygulanması sonucunu doğurur. Spor oyunları da bu tanım içinde değerlendirilmektedir.[23] Bu bağlamda vurgulanması gereken en önemli husus oyun içindeki tutumlar açısından ‘dürüstçe’ davranmadır. Çocuk oyunları içinde kimi zaman ‘oyun bozan kişilik’ en açık biçimiyle ortaya çıkar. Birlikte oynayarak, paylaşırken oyunun geçici dünyası içinde kurallardan sapma ile oyun düzeni bozulacak ya da sapan davranışı oluşturanın ‘oyundan atılması’ gerekecektir.[24]

Metinde ele alınan konu ile yukarıda sözü edilen ayrım arasında nasıl bir ilgi olacağı hemen anlaşılmayabilir. Kentin ana caddelerinde birşeyler satmaya çabalayan çocukların kimi zaman şakalaşmalarını, itişmelerini, oradan oraya koşuşmalarını, yüzeysel gözlemle, kuralları esnek oyun gibi algılamak olası. Ancak, daha önce belirtildiği üzere, araştırmada çocuklarla yapılan görüşmelerde onların aile büyüklerinin kendilerine yaptığı baskının ayırdına varmadıkları, ‘eve para’ getirmeyi zorunluktan öte doğal karşıladıkları anlaşılmıştır. ‘Çocukluğumuzu yaşıyamıyoruz’ gibi bir dertleri olmadığı gözlenmiştir. O halde kimi zaman aralarında şakalaşmayı oyun olarak değerlendirmek çok da doğru olmayacaktır. Nitekim, gelişim psikologları oyun oynamanın, spor yapmanın önemine değinirken bunun ara verilmeden, düzenli yapılmasının gereğinin altını da çizmektedirler. Ancak, süreklilik taşıyan etkinliğin çocuğun kişiliğinin gelişimine olumlu katkısı olacaktır. Erken yaşta çocuğun oyun oynaması, spor oyunlarına katılmasında yetişkin bir bireyin, başta ana-baba ilgi ve desteğinin, onlar tarafından güdülendirilmiş olmanın önemine işaret edilmektedir. Böylece çocuk yaşdaşlar grubu içinde yer alarak toplumsal ilişkilere katılacaktır.[25] Bu da, sözü edilen etkinliklere katılması yönünde nasıl bir tutum içinde olunması gerektiğini ortaya koyuyor.

Sporla ilgilenmenin iki boyutu olduğu belirtiliyor. Bunlardan ilki, spor etkinliklerine katılma yönünde sosyalleşmek, diğer yönü ise spor aracılığıyla sosyalleşmektir.[26] Toplumda başarılı bireylerin yetişmesi süreci olan sosyalleşmeyi gerçekleştiren başlıca ortam aile olmakla birlikte, biricik çevre bundan ibaret değildir. Okulun, oyun alanlarının büyüme çağındaki kişi üzerinde yaptığı etki hiçbir zaman gözardı edilemez. Sosyalleştirme, kişinin kendisi ve dış dünya ile ilişkilerinin biçimi hakkında başkaları tarafından, toplumsal bağlılıklar çerçevesinde bilgilendirildikleri tek boyutlu, edilgin bir öğrenme sürecinin ötesindedir. Burada hemen şu soru akla geliyor; sokakta çalışmak zorunda kalan, düzenli eğitim göremeyen, kalabalık bir aile ortamında yaşamakta olan bir çocuğun, eğitim düzeyi düşük anne/babaları tarafından olumlu sosyalleştirme değerleri ile yetiştirilebileceğini ileri sürebilecek miyiz? Bunu düşünmek bile bir hayaldir. Bu çocukların içinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında aile ortamında oyun oynamaya, spor etkinliklerine katılmaya özendirilmiş olmaları düşünülemez. Özetleyecek olursak; çocuk için oyun oynamak, spor yapmak birincil önem taşımakta. Ancak bunun için elverişli toplumsal ve çevresel olanaklara gereksinim var.

Özellikle 1980’li yıllar sonrasında, kentte aşırı kalabalıklaşma, sıkışıklık, konut’a olan olağanüstü gereksinim artışı ve giderek yükselen kent rantı, yasal olmayan piyasayı yaratarak ‘kaçak yapılaşmaya’ elverişli bir zemin oluşması sürecine ivme katmıştır.[27] Sonuçta gelişmeler, bırakın spor yapmak için elverişli alanları, nefes alabilmek için bile gerekli kamu yararına açık yeşil alanların da giderek yok olması sonucunu doğurmuştur.

Kendi özgür iradeleri dışında bazı zorunluluklar nedeniyle kent’e göç ederek kentlerde tutunmaya çalışan ailelerin ‘güç koşullarda’ sokakta çalışan çocukları sağlıklı ve güvenli bir ortamda, herhangi bir ayrıma[28] uğramadan yaşayabilecekleri ve gelişebilecekleri bir çevreden yoksun. Yeni yetişmekte olan çocuğun sağlığı, esenliği içinde yaşamını sürdürdüğü, yetiştiği fiziksel mekanda toplumsal eşitlik ve barış ortamının varlığıyla bağlantılıdır. Tarlabaşı’nda gerçekleştirilen araştırma İstanbul’un merkezi bölgesinin hemen ardında yaşamlarını sürdürmeye çabalayan kalabalık, çok çocuklu ailelerin ne denli elverişsiz çevre koşullarında yaşadıklarını gözleme olanağını sağlamıştır.[29]

SONUCA DOĞRU:

Genelde güç aile koşullarında sürdürülmüş bir geçmişi olan, temel hakları kendisine tanınmayan bireyin suça karışma riski vardır. Sağlık ve eğitim hakkı ihlal edilmiş, oyun oynama, spor yapma etkinliklerine katılamamış çocuk BMÇHS’nin kendisine tanıdığı ‘gelişme hakkı’ndan[30] yoksun bireydir.

Giddens, 21. yüzyılda toplumların karşılaştıkları küresel krizler, riskler ve kaynaklarını belli kategorilere toplayarak yaptığı açıklamalarında günümüzde demokratik haklarının bastırılmış olmasından söz ederken, kimi bireylerin yeteneğini (potansiyelini) hiçbir şekilde geliştirme olanağının bulunmadığından söz etmektedir. İçinde bulundukları koşulların ve olanakların sınırlılığının ve yoksulluğun insan kaynağını geliştirmeyi engellediğine işaret etmektedir.[31]

Günümüz enformasyon toplumunda, kimilerine göre sanayi toplumundan sanayi ötesi toplum aşamasına geçişle, artık ekonomik olarak geçerli olan, ‘bilgi’ye dayalı teknik ve iletişimle ilgili işlerdir.[32] Esnek üretim esnek istihdam koşullarını da beraberinde getirmiştir. Kuruluşlar iş planlarını ve ürünlerini kısa sürede değiştirmek zorundadır. Yeni çalışma biçimleri bir görevden diğerine, bir işten bir diğerine geçmede başarılı kişileri gerektirir.[33] Artık giderek daha az sayıda kaba güç işçisine gereksinim duyulurken, ‘beyin gücü’ temel anamal (kapital) haline gelmiştir. Üretimin ana öğesi insandır. Kişi uzmanlaşabildiği oranda iş dünyasıyla bütünleşme olanağı elde edebilecektir.

Bir kez daha belirtmeliyiz ki, çocukların eve getireceği kazanca muhtaç yoksul ailelerin büyüklerinin genelde bakış açıları, “ne kadar para getirirse, ne yolla getirirse getirsin; yeter ki evin geçimine katkısı olsun” yolunda. Çocukların getireceği gelir bu aileler için yaşamsal önem taşımaktadır. Çocuğun aileye maddi katkısına karşılık, onun risk altında olacağı, ezileceği, baskı altında tutulacağı gerçeği daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi önemsiz kalmaktadır.

Eğitim hakları çiğnenen çocuğun, günümüz bilgi toplumunda düzenli, güvenceli bir iş sahibi olmak için gereken yetenek, bilgi ve beceriden yoksun olarak yetişen kuşakların yakın gelecekte toplumda üstlenecekleri rol kaygı vericidir. Bu çocukların, yaşamlarında olumlu bir gelişme olacağı yönünde umutlarının olmaması doğaldır.

Pilot araştırmamızın katılımcısı küçüklerin aile bütçesine yaptıkları katkı oranını belirlemek üzere kendilerine yönelttiğimiz, “Sattığın kağıt mendilleri kaça alıyor, kaça satıyorsun?” sorusuna verilen yanıtlar çok çarpıcı ve hatta ürperticiydi. “Aldığımı 25.000 liraya satarsam[34] kazanabilirim. Ancak, sokaktan gelen geçen insanlar bana acıyor, 100.000 lira veriyor, sattığım mendili de almayıp bana bırakıyorlar”. Bu herhangi bir karşılığı olmadan, emek sarfetmeden birşeyler elde edilebileceğinin açık anlatımıdır. Toplum giderek yoğunlaşıp büyürken bu açıklama toplum olmanın ötesinde yığınlaşmanın bir örneğidir. Vermeden alma alışkanlığı kemikleşiyor.

Gelişme hak ve olanaklarından yoksun olarak yetişen günümüz çocuk işçisinin, “sokaktaki çocuğun” yakın geleceğin eğitimsiz, niteliksiz bireyi olarak, işgücüne katılma yaşına geldiğinde, babası gibi iş bulmada güçlük yaşayacağı kesindir. İşsiz kalma ve kendini boşta hissetmesi olasılığı vardır. O, belki de ancak formel olmayan marjinal işlerde çalışabilecektir; ki bu da eğer sözkonusu alanda istihdam edilme şansını elde edebilirse.

Kentte tam bütünleşmeyi engelleyen ekonomik ve toplumsal etkenlerin etkisi, yaşamı bugünden yarına sürdürme zorunluluğu, niteliksiz bireyi toplumda nasıl bir rol oynamaya yönlendirecektir? Kolay kazanç elde etmek uğruna bir olasılık yasal olmayan yollara yönelebilecektir. Nitekim, 1980 sonrasında zorlu koşullarda ayakta kalabilmek için kent yoksullarının izlediği stratejilerde saldırganlaşma eğilimi gösterdiği vurgulanmaktadır.[35] Bunda “kolay para kazanma”, “işini bilir olma” gibi değerlerin yüceltilmesinin payı da azımsanmamalıdır. Sokaktaki çocuklar sorunu önlenemediği sürece, bugün yazılı ve görsel basında kaygıyla izlediğimiz gasp ve hırsızlık suçlarını işleyenlerin, korkarız ki, yakın gelecekte sayıları katlanarak artacaktır. Maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkından[36] yoksun bırakılarak yetişen bir kuşağın üyelerinin her türlü yozlaşma ve yolsuzluğa eğilim gösterme olasılığının bulunduğuna işaret etmek, sorunu abartmak anlamına gelmemelidir.

Sokaktaki çocuklara acımak, onlara para vermek suretiyle yardım eli uzatmak, bu önemli toplumsal sorunu yok saymak, anlamak ve kavramak için çaba göstermemek çok sakıncalıdır. Üçüncü kişilerin henüz sokaktaki çocukların yaşam koşulları, istekleri, gereksinim ve kaygıları hakkında yeterli bilgiye sahip oldukları söylenemez. Toplum bilinçlendirilmediği sürece sokaktaki çocuklara hep yüzeyde, dışarıdan bakacak, anlık çözümler üretecek ve zamanla sorunun daha derinlemesine kök salmasına elverişli ortam hazırlayacaktır. Sorunun üstesinden gelmek üzere ivedilikle harekete geçerek kurumsal ve yasal altyapıyı geliştirmek kamu otoritelerinin görevidir. Bu yönde hükümet dışı kuruluşlarla işbirliği yapabilecek ortamın sağlanması, desteğin elde edilmesi olmazsa olmaz koşuldur. Çocuğun gelişme ve yeterli yaşam standardı hakkına ilişkin BMÇHS’nin 27. md.si uyarınca en başta anne/baba bu yönde sorumludur. Bu sorumluluğun yerine getirilmesini olanaklı kılacak koşulların sağlanmasında Devlet desteği önemlidir. Öncelikle toplumu bilinçlendirmek, sokak çocukları ve karşılaştıkları risklerle ilgili bilgilendirmek suretiyle ortak bir kararlılıkla sorunun üstesinden gelmek üzere sorumluluk üstlenmeleri sağlanmalıdır.

SONUÇ:

Maslow’un gereksinimlere ilişkin piramidinin en alt basamağında bireyin maddi, fizyolojik gereksinimlerinin karşılanması yer almaktadır. Başka bir deyişle maddesel desteklerle (ayni-nakdi) gıda ve giysi yardımıyla gereksinimlerin karşılanması. Belki bu, mutlak yoksulluğu az çok önleyecek, çocuğun en temel gereksinimlerini karşılayayabilecektir. Asıl önemli olan insan onuruna uygun yaşamayı engelleyen ‘yoksunlukların’ üstesinden gelebilmektir; bu da, eğitim, sağlık, toplumsal, kültürel tüm hizmetlere herkesle birlikte eşit olarak ulaşabilme hakkının çocuğa tanınmasına ve kendini gerçekleştirebileceği bir ortamın varlığına bağlıdır. Nitekim, Maslow’un piramidinin tepe noktasındaki ise, kişinin kendini gerçekleştirebilme ve bilişsel gereksinimleri yer alıyor. Bunlar, kişiye doyum getirecek bir işe sahip olmaya, kimi etkinlikler içinde yer almaya, var olan olanaklardan eşit yararlanabilmeye bağlıdır. Çocukluğunda hakları tanınmamış, ihlal edilmiş bireyin büyüdüğünde özgüveni olan, özerk, iki ayağı üzerinde durabilen, uyumlu bir yetişkin olması beklenemez. Nitekim, günümüzde metropoller yörüngesindeki kütlesel göçün etkisiyle birbirinden keskin farklılığı olan bireylerin birlikteliğinin yarattığı gerilim ve gerginlikler farklı tutumları da beraberinde getiriyor. Örneğin Istanbul metropol alanında kültürel çeşitliliğin, farklılığın benimsenmesi anlayışına yol açmadığı gibi, tersine dışlanma, ötekileştirme sürecine katkı yaptığına işaret ediliyor.[37] Böylesine birbirine uymaya karşı dirençli bireylerin kent’deki uyumsuz birlikteliğine bir de ekonomik güçlükler eklenince giderek yükselen şiddet ve suç olayları çok da şaşırtıcı değil. O halde yeni yetişmekte olan, ancak kentin olanaklarından eşitlikle yararlanamayanların yararlanmaları için elverişli koşulların sağlanması yönünde yetkililerin ivedi önlemler almamaları halinde günümüz küçüklerinin yakın gelecekte suça sürüklenen yetişkinler olacağı ve suçlu sayılarının daha da artacağı kaygısını taşıyoruz.

Son söz; maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkından[38] yoksun bırakılarak yetişen, ekonomik sömürü mağduru sokaktaki çocuklarla ilgili ortaya konan gerçekler onların ivedilikle korunmaları yönünde politikalar geliştirmeyi gerekli kılmaktadır. Alınacak önlemlerin hemen sonuç vermesi beklenmemelidir. Ancak, orta ve uzun dönemli eylem planları aracılığıyla olumlu sonuca ulaşılacaktır.



KAYNAKÇA

bence çin seddi uzaydan görünen tek nesne
__________________
anakonda:
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konu Açanlar Forum Cevaplar Güncel Mesajlar
Çocuk sema Geyik - Komik 0 05-08-2008 05:52
Çocuk capi İnsan Hakları 0 23-06-2008 08:39
ahh çocuk !! cunobag Kültür - sanat - edebiyat 0 09-06-2008 07:56
çocuk kadınca Geyik - Komik 0 24-12-2007 11:00
Çocuk! Daima Rock Geyik - Komik 4 17-11-2007 08:57

Siteye link vermek için alttaki kodu sitenize ekleyin
Ya da kodu Ctrl+C ile kopyalayın
Örnek görünüm: Webmaster Sitesi

Kadınlar blogu ~ Apple iPhone, iPod Touch ( iTouch ) Forum iPhone