| İnternet ve Telif Hakları İnternet ve Telif Hakları Ramazan ACUN Bu makale, Bilgi Dünyası 1/1(Nisan 2000), s.5-26'da yayınlanmıştır. Kaynak göstermek kaydıyla kullanılabilir. Özet Abstract İnternet, iletişim, bilgiye erişim ve yayımında sağladığı avantajlar dolayısıyla, bütün dünyada olağanüstü bir hızda yaygınlaşmakta ve bütün diğer iletişim, basım ve dağıtım teknolojilerini bünyesinde bütünleştiren geleceğin medyası olma yönünde bir gelişme göstermektedir. İnternet, telif haklarının korunması gibi son derece önemli bir problemi de beraberinde getirmiştir. Kolay çoğaltma ve dağıtım, teknik bakımdan eser türlerinin eşitliği, bilgisayar oyunları ve sanal gerçeklik uygulamaları gibi tamamen yeni eser türleri, etkileşimlilik ve değişkenlik, ve doğrusal olmama gibi özellikler İnternet’i telif hukuku açısından problematik hale getirmektedir. O kadar ki, ABD’li bir grup entelektüel, basım teknolojisinden kaynaklanan telif hakları rejimlerinin İnternet çağında tamamen geçersiz hale geldiğini ileri sürmüşlerdir. Çoğunlukta olan grup ise, bazı yeni düzenlemeler yapmak kaydıyla, telif hakları rejimlerinin İnternet çağında da geçerliğini koruduğuna inanmaktadır. Nitekim, gelişmiş ülkelerde bu yönde yeni düzenlemeler yapılmış veya yapılmaktadır. İnternet çağında telif hakları konusu Türkiye'de hemen hemen hiç gündeme gelmemiştir. Ancak, konu Türkiye’de bilim ve kültür hayatına çok istenilen yaratıcılığın kazandırılmasıyla doğrudan ilgilidir. Bu yazının amacı, bu konuda Türkiye şartlarında yapılabilecek bazı düzenlemelerle ilgili öneriler getirerek bu alanda bir tartışma başlatmaktır. Anahtar Sözcükler: İnternet, Telif Hakları, Telif Hakları Koruması The Internet is growing fast world-wide because of its advantages in communications, in information access and in publishing. It is evolving into a medium which integrates all the other technologies of communication, publishing and distribution. The Internet also brings with it, the problem of copyright protection. The features of the Internet, such as the ease of replication and distribution, the equivalence of works, new types of works such as the computer games and virtual reality applications, non-linearity, plasticity and interactivity make the Internet problematic in terms copyright law. Some intellectuals even claimed that the copyright regimes of the era of printing press have become unworkable in the age the Internet. The majority, however, believes that with appropriate changes, the existing copyright regimes apply to the Internet as well. Indeed, the parts of the world where the Internet is used widely, such as the USA and EU have made changes or about to make changes to their copyright laws regarding the Internet following extensive discussions with all the parties concerned. The issue of protecting copyright in the age of the Internet has not received enough attention in Turkey in spite of its close relationship with fostering creativity in science, arts and culture. This paper aims to facilitate discussions on this subject by making proposals for changes in the copyright law and other related areas. Keywords: The Internet, Copyright, Copyright Protection Giriş Bilim ve sanatta yaratıcılık, şüphesiz, buna uygun bir ortamın varlığını gerektirir. Yeterli alt yapı ve bu alt yapı üzerindeki faaliyetleri düzenleyen kurallar böyle bir ortamın en temel unsurlarındandır. Bugünkü şekliyle bunlar, İnternet ve telif hakları kanunlarıdır. İnternet, bilim ve sanat alanındaki faaliyetlerin alt yapısı olarak bütün dünyada hızlı bir gelişme göstermektedir. İletişim, bilgi erişim ve yayımında sağladığı avantajlar dolayısıyla, bütün gelişmiş ülkeler İnternet’in büyümesi için gerekli yatırımları yapmaktadır. Amaç, bilim ve sanatta gelişmeyi hızlandırmaktır. Telif hakları kanunları ise bilim ve sanat alanındaki faaliyetleri düzenleyen kurallar koyar. Bu kurallar, bir yandan yazarlar ve sanatçıların özgün eserleri üzerindeki menfaatlerini koruma altına alır, diğer yandan da başkalarının bu eserlerdeki fikir ve bilgileri kullanmalarını teşvik eder. Burada da amaç, bilim ve sanatın gelişmesidir. Ancak, İnternet’in iletişim, bilgi erişim ve yayımında avantaj sağlayan bazı özellikleri, telif haklarının korunması açısından problem olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, bu problemlerin nasıl çözüleceği, başka bir ifadeyle, İnternet ve telif haklarının nasıl bağdaştırılacağı konusu yoğun olarak tartışılmıştır. Bu tartışmalar sonucunda telif hakları kanunlarında önemli değişiklikler yapılmış veya yapılmak üzeredir. Türkiye'de ise konu hemen hemen hiç araştırılmamış ve tartışılmamıştır. Bu makalenin amacı, konuyu gündeme getirerek bu alanda bir tartışma başlatmaktır. Makalede, Türkiye'de bilim ve kültür hayatına dinamizm kazandırmanın aracı olarak İnternet’in büyütülmesi gerektiği, bunu sağlamanın şartlarından birinin de İnternet ve telif haklarının bağdaştırılması olduğu görüşü savunulmakatdır. Makale, beş bölüm halinde düzenlenmiştir. Birinci bölümde, telif hakları ile ilgili kısa bilgi verilip, konu ile ilgili temel kavramlar açıklanmaktadır. İkinci bölümde, İnternet'in dünyada ve Türkiye'deki gelişimi üzerinde durulmakta, onu diğer teknolojilerden ayırıcı özellikleri vurgulanmaktadır. Üçüncü bölümde, İnternet'in telif hakları açısından ortaya çıkardığı problemler ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde, İnternet çağında telif hakları ile ilgili gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan farklı görüş ve uygulamalara ve bunların dayandıkları gerekçelere yer verilmektedir. Beşinci ve son bölümde ise, İnternet'te telif hakları ile ilgili dünyada yapılan tartışmalar ve hukuki düzenlemeler Türkiye şartları açısından değerlendirilmekte ve yapılabilecek bazı düzenlemelerle ilgili öneriler getirilmektedir.
Telif Hakları Nedir, Nasıl Korunur? 1998 Eylül ayında Kültür Bakanlığının davetlisi olarak Türkiye'de fikri mülkiyet konusunda bir konferans veren ABD’de bulunan National Intellectual Law Institute'ın müdürü Profesör James P. Chandler, fikri mülkiyet rejimlerin in bir ülkede sağlam bir ekonominin alt yapısı olduğunu ve sağlıklı bir uluslararası ticaretin de ancak sıkı uluslararası fikri mülkiyet rejimleriyle gerçekleşebileceğini, ABD’nin dünyanın en sıkı fikri mülkiyet rejimleri uygulayan ülkesi olduğunu, düny anın en güçlü ekonomisi olma statüsüne de bu sayede eriştiklerini söyledi( 1). Bilindiği gibi, fikri mülkiyet, telif hakkından daha geniş bir kavramdır ve telif hakları rejimi yanında, patent, ticari marka ve ticari sırlar rejimlerini de kapsamaktadır. Bu yazıda sadece telif hakları üzerinde durulacaktır. Peki nedir telif hakları? Telif hakları, kişinin yarattığı fikir eserlerinin her mülkten daha fazla o kişiye ait oldukları düşüncesine dayanır [UNESCO 1989, s.17]. Telif hakları, yazar ve sanatçıların kendi eserlerine sahip olma haklarının kanunda ifade edilmesidir. Telif hakları kanunları ülkeden ülkeye değişir. Türkiye’de telif halkları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile korunur. Bu kanun, ilim ve edebiyat eserleri (bilgisayar programl arı dahil), musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserlerini konu almaktadır ve bu alanlardaki eserlerin sahiplerine manevi ve mali olmak üzere iki grupta ele alınan haklar tanımaktadır. Manevi haklar, eser sahibinin, eserinin sahipliğini üstlenme ve eserinin özelliğine ve bütünlüğüne saygı gösteril mesini talep etme hakları ile ilgilidir. Mali haklar ise eser sahibinin eserinden kazandığı para ile geçinebilmesini sağlayan haklardır. Bunlar işleme, çoğaltma, yayma ve temsil etme haklarıdır. Eser sahiplerinin izni olmadan başkaları bu hakları kullanamazlar. Tanınan bu hakların koruma şekli, süresi ve getirilen istisna ve sınırlamalar eser türüne göre farklılık göstermektedir. Getirilen istisna ve sınırlandırmalar, eğitim ve araştırmayı ve genel olarak toplumun bilgilenmeye olan ihtiyacını göz önüne alır. Buna “dürüst kullanım” veya " adil kullanım" (fair use) doktrini adı verilir. Böylece, fikir ve sanat eserleri kanunu, ilk bakışta birbiriyle çelişir görünen fert olarak yaratıcının hakları ile toplumun bilgi ve öğrenmeye olan ihtiyacını dengelemeye çalışır. Bu dengeyi kurmaktaki amaç yaratıcılığı teşvik etmek, bilim ve sanatları geliştirmektir. Telif hakları kanunları, iletişim, basım ve dağıtım teknolojilerinde ve diğer alanlarda meydana gelen gelişmeler göz önüne alınarak zaman zaman güncelleştirilmektedir. Nitekim, Türkiye’de 1951’de kabul edilerek yürürlüğe giren FSEK, 1983 ve 1995 yıllarında iki defa değiştirilmiştir( 2) . İnternet’in dünyada ve Türkiye’de gelişmesi bu kanunun bir üçüncü defa değiştirilmesini gerektirecek bir olaydır. İnternet'in Dünyada ve Türkiye'de Gelişimi
İnternet’in gelişimi konusuna bilgisayarların gelişimi ile başlamak uygun olacaktır. Bilgisayarlar onları diğer teknolojik araçlara üstün kılan iki özelliğe sahiptir: Birincisi, belli bir iş yapmak üzere önceden programlanabilirler-bu programlara yazılım adı verilir. İkincisi, yapılacak işin gereklerine göre yeni çevre birimler -ki bunlara da donanım adı verilir-ilâve edilebilir. Bilgisayar teknolojisinin bir diğer özelliği ise ke ndi kendisinin gelişmesine katkıda bulunmasıdır. Bu da, bu alandaki ilerlemenin katlanarak meydana gelmesi sonucunu doğurmaktadır. Öyle ki, bu alandaki gelişmeleri önceden kestirmek giderek zorlaşmaktadır. Bilgisayar kullanımının her alanda yaygınlaşması, bu teknolojinin donanım ve yazılım unsurlarında birbirine paralel meydana gelen gelişmeler sonucu olmuştur. Donanımdaki ilerlemeler bilgisayarların boyutunu küçültüp veri depolama ve işleme kapasitesini artırırken fiyatını ucuzlatmış, yazılım alanındaki ilerlemeler ise kullanımını kolaylaştırıp uygulama alanlarının genişletmiştir. 1950 ve 1960'ların sadece uzmanların kullanabildiği devâ s â ana (mainframe) bilgisayarlarından, 1980'lerin herkesin kullanabildiği masaüstü (desktop) bilgisayarlara, oradan da taşınabilir dizüstü (laptop) bilgisayarlara geçildi. Üstelik, bu dizüstü bilgisayarlar 1960'ların ana bilgisayarlarından çok daha güçlü ve çok daha ucuzdur. Bilgisayarların birbirleriyle veri alışverişi ve ortak iş yapacak biçimde bağlanması ile oluşan bilgisayar ağları, bilgisayarların potansiyel gücünü inanılmaz boyutlara çıkardı. Böyle ağların toplamından oluşan İnternet, bilgiye ve bilgisayar kaynaklarına global erişim sağlamaktadır. 1990 yılından itibaren dünya çapında yaygınlaşmaya başlayan İnternet, kısa sürede hızlı gelişme gösterdi. İnternet’e bağlanma maliyeti düştü, güçlü ve kullanımı kolay programlar İnternet vasıtasıyla iletişim kurmayı ve bilgi erişimini ve yayıncılığı herkese açık bir imkan haline getirdi. Bir İnternet uygulaması olan World W ide Web (kısaca Web) multi-medya verilerin (metin, ses, resim, film) tek bir sistemle bütünleşik bir biçimde yayılmasına ve erişilmesine imkân vermesiyle, İnternet kullanıcı sayısında ve İnternet’te yayınlanan bilgi miktarında patlamaya yol açtı. Bir araştırmaya < http://www.ripe.net> göre, bütün dünyada Ocak 1999 itibariyle 8.200.734 İnternet sevisi sağlayan makine (host) bulunmaktadır. Bu sayı, Ocak 1998’de 5.942.491 idi. Demek ki, bir yılda yaklaşık iki kat artış meydana gelmiştir. İnternet servisi saylayan makine sayısındaki artışa paralel olarak , İnternet kullanıcı sayısında ve İnternet’ te kullanıma sunulan bilgi miktarında da artışlar meydan gelmektedir. İnternet trafiği her 100 günde ikiye katlan maktadır. Bu, yıllık %700 artış demektir < http://www.mids.org> . İnternet orijinal olarak bilim adamları arsında hızlı iletişim ve bilgi paylaşımını gerçekleştirmek üzere tasarlanmış olmakla birlikte, daha sonra ticari ve diğer amaçlar için de kullanılmaya başlanmıştır. Giderek de gündelik hayatla daha çok bütünleşmektedir. Gerçekten de, İnternet'e bağlı bilgisayarlar arasında her gün bilim, eğitim, ticaret, eğlence vs. gibi konularla ilgili belki binlerce kütüphanelik bilgi akışı gerçekleşmektedir. Bu hızlı gelişmesiyle İnternet, bilgi toplumlarının simgesi haline gelmiş ve "siberuzay" ve "süper bilgi otoyolu" gibi adlarla anılmaya başlanmıştır. İnternet, Türkiye'ye ODTÜ'nün çalışmalarıyla epeyce gecikmiş olarak 1993 yılında girmiş, ancak daha sonra fiziki açıdan göreli olarak hızlı bir gelişme göstermiştir. Özellikle TÜBİTAK'ın ULAKNET projesi sayesinde Üniversitelerin neredeyse hemen tamamı İnternet'e bağlanmış bulunmaktadır. Başbakanlıkça yürütülen Kamu-Net projesi bütün kamu kurumlarını yüksek kapasiteli bir omurga üzerinden birbirlerine ve oradan da İnternet'e bağlamayı öngörmektedir. Aynı şekilde, Milli Eğitim Bakanlığının bütün orta öğretim kurumlarını kapsayan bir Okul-Net projesinden söz edilmektedir < http://www.meb.gov.tr> . İnternet'i Türkiye'de büyütmek amacıyla Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde "İnternet Üst kurulu" adında bir kurul bile oluşturulmuş bulunmaktadır. Ancak, bütün bu çalışmalar İnternet'in daha çok fiziki olarak, o da çok yetersiz biçimde, büyümesi ile sonuçlanmaktadır. Muhteva, yani İnternet'te kullanılacak bilgi konusu geri planda kalmış durumdadır. İnternet üst kurulunun yapısı adeta bu sonucu doğurur niteliktedir. Kurul, çeşitli kamu kurumları, İnternet servis sağlayıcı şirketler ve üniversitelerden gelen teknik adamlar ve "kullanıcılar"ı temsilen gelen kişilerden oluşmaktadır. Kurulda, muhtevanın yaratıcısı bilimci, yazar ve sanatçıları te msil eden bir tek kişi bile bulunmamaktadır. Bu yüzden de İnternet'in özellikle de sosyal ve kültürel boyutunun gündemde yeterince yer aldığı söylenemez. Oysa, İnternet iletişimde bir devrim yaratmış durumda; zaman yoğunlaştı, mekan ortadan kalktı. Dahas ı, İnternet üzerinden gerçekleşen kişiler arası iletişimde dil engeli de aşılmak üzere; İnternet'te bilgi arama motoru Altavista, aranılan bilginin bulunduğu sayfaları istenirse sekiz ayrı dile tercüme edebilmektedir. Ancak, bu diller arasında Türkçe bulunmamaktadır. Neden? Çünkü, Türkçe'den diğer dillere veya diğer dillerden Türkçe'ye otomatik tercüme yapılması konusunda projeler yürütüyor olması gereken dil bilimcilerimizin pek çoğu İnternet'in sunduğu bu imkanın farkında bile değildir . Sosyologlarımız bu yeni iletişim devrimi karşısında hazırlıksız yakalanmış görünmektedirler . İnternet, felsefeci ve hukukçularımızın literatüründe hak ettiği yeri henüz alamamıştır. FSEK'de İnternet ve elektronik yayıncılığın adı bile geçmemektedir. Bunun tabii bir sonucu olarak, İnternet Türkiye'de olması gerektiği ölçüde gelişememektedir. Sayıları göreli olarak hızla artan Türk İnternet kullanıcıları muhteva bakımından ne yazık ki şimdilik büyük ölçüde dışarıya bağımlı durumdadır. Bu satırların yazarının yaptığı, Web siteleri sayılarının karşılaştırılmasına dayalı bir araştırma, Türkiye'nin İnternet'te tam bir bilgi yoksulu olduğunu göstermiştir[Acun 1998, ss. 89-92]. Buna göre, Yunanistan'dan beş kat daha büyük nüfusa sahip Türkiye'de bulunan Web sitesi sayısı, Yunanistan'dakinin yarısından ancak birazcık fazladır. Buna karşılık, ülkelerin bilimsel bilgi üretimindeki yerini ölçmede kullanılan önemli göstergelerden biri olan Science Citation Index (SCI)' de yer a lan makale sayılarının karşılaştırılması, bu iki ülkenin bu alanda hemen hemen başa baş olduklarını göstermektedir. Aynı karşılaştırma İngiltere ile yapıldığında yine benzeri bir sonuç çıkmaktadır: SCI'de yer alan makale sayısı bakımından İngiltere ile Tür kiye arasında (1995 rakamları ile) 27 kat fark bulunmaktadır. Buna karşılık Web sitesi sayısı bakımından bu fark (Aralık 1997 rakamları ile) tam 85 kattır. Kısaca, diğer alanlardaki gelişme ile kıyaslandığında Türkiye'de İnternet'in muhtevası daha yavaş gelişmektedir. 2000'li yıllarda her sektörde İnternet'in ne kadar önemli rol oynayacağı düşünülürse, şimdiki durumun Türkiye'nin geleceği açısından pek parlak olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu noktada haklı olarak şu soru sorulabilir: "peki bu durumu düz eltmek için ne yapmak gerekir?" Bunun için her şeyden önce, sosyal kültürel boyutu da ihmal etmeden, İnternet'in bütün yönleriyle ele alınıp tartışılması gerekir. Bu çerçevede ele alınması gereken, İnternet'te muhtevanın geliştirilmesi ile doğrudan alaka lı konulardan biri de telif haklarıdır. Telif Hakları Açısından İnternet’in Özellikleri Telif hakları, sağlam bir ekonomin alt yapısı olmanın yanında mesela ABD'de aynı zamanda büyük bir endüstri koludur da. Bu endüstri, ABD ekonomisine 1997 yılında 400 milyar dolarlık katkı yapmıştır ve en büyük ihraç kalemlerinden biridir[Mann 1998, s. 57]. Rakamların böylesine büyük olduğu bir alanda yeni bir faktör olarak ortaya çıkan İnternet büyük bir tartışma başlatmıştır. İnternet'in ve genel olarak dijital medyanın telif hakları rejimi açısından tartışmaya yol açan özellikleri nelerdir? Mevcut telif hakları rejimi, İnternet karşısında neden yetersiz kalmaktadır? [Okerson 1996, Mann 1998, Loundy 1995, Larson 1995, Goldman 1998, Coyle 1996] Kolay çoğaltma ve dağıtım: Telif hakları rejimleri basılı medya ile birlikte ortaya çıkmıştır. O dönemde eserlerin korsan kopyalarını yapmak çok zordu. Bir eseri çoğaltabilmek için en azından bir baskı makinesine ihtiyaç vardı; bu ise herkesin sahip olabileceği bir imkân değildi. Ayrıca, bütün bir kitabı harf harf yeniden dizmek gerekiyordu. Dahası, korsan yayın kolayca tespit edilebilir ve korsan yayıncılar cezalandırılabilirdi. Yirminci yüzyılda yeni teknolojiler ortaya çıktı. Fotokopi, audio ve video kaydediciler yaygınlaştı. Bütün bu teknolojiler telif hakkı sahibi ile potansiyel korsan çoğaltıcı arasındaki ilişkiyi değiştirdi. Artık herhangi ortalama bir insan da kitap ve makaleleri kopyalayabilmekte, hoşuna giden müzik albümlerini ve televizyon programlarının kasetle re kaydedebilmektedir. Ancak, yapılan kopyalar her zaman orijinalinden daha düşük kalitede olmaktadır. Dijital ortamdaki bir eserin ise, bir-iki tuşa dokunmakla hiç masrafsız ve hiç kalite kaybı olmaksızın istenilen sayıda kopyası yapılabilmektedir. Kopyadan kopya yapmak da kaliteyi hiç bir şekilde etkilememektedir. Kolayca çoğaltabilmenin yanında, dijital medyanın bir diğer özelliği de kolay iletimdir. Elektronik posta (e-mail) yoluyla telif hakkına konu olan bir eser binlerce kişiye postalanabilmekte vey a Web aracılığıyla potansiyel olarak milyonlarca kişinin erişimine açık hale getirilebilmektedir. Eser türlerinin eşitliği. Dijital medyanın bir başka özelliği ise, telif hakkına konu olan eser kategorilerinin eşitliğidir. Bütün telif hakları kanunları, eserleri ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, sinema eserleri vs. gibi kategorilere ayırır. Eser türüne göre de çeşitli kurallar ve istisnalar uygulanır. Eser türleri arasında kesin çizgiler olmamasına rağmen genelde eser türlerini birbirinden ayırm ak çok zor değildir. Dijital ortamdaki bütün eserler teknik bakımdan birbirinin aynıdır: Bilgisayar ortamında bütün bilgiler "bit" adı verilen 0 ve 1'lerin kombinasyonlarıyla temsil edilir. Telif hakları kanunları açısında "ilim ve edebiyat eseri" kategori sine giren yazılım programlarının kendileri de bilgisayarda "bit" kombinasyonları halinde saklanır. Bu kombinasyonlar, bilgisayar programları tarafından okunup işlenir. Ortaya çıkan sonuç herhangi bir türden eser olarak görülebilir: bir sinema eseri, bir ilim veya edebiyat eseri, bir müzik eseri… Yeni eser türleri: bilgisayar oyunları, sanal gerçeklik uygulamaları. Bilgisayar oyunları popüler olarak mevcut teknolojilerin en önde gelenlerindendir. Bunlar ses ve hareketli görüntü (animasyon, film) ve metin (text) gibi birden çok türden veriyi (multi-medya) etkileşimli bir oyunda birleştirmektedir. Aynı şekilde, sanal gerçeklik (virtual reality) de hem eğlence amacıyla hem de bilimsel amaçlı kullanılmaktadır. Dahası, Web teknolojisi, sanal gerçeklik ve b ilgisayar oyunlarında kullanılan multi-medya teknolojisinin İnternet üzerinde uygulanmasına imkân vermektedir. Web kullanarak elektronik dergi ve kitaplar okunabilmekte, müzik dinlenebilmekte, canlı video ve televizyon yayınları izlenebilmekte, bilgisayar oyunları oynanabilmektedir. Kısaca, bir İnternet servisi olan Web bütün diğer basın, yayın ve dağıtım teknolojilerini bünyesinde bütünleştiren ama onlardan tamamen farklı bir teknoloji olarak ortaya çıkmaktadır. Etkileşimlilik ve değişkenlik. İnternet'in diğer teknolojilerden en temel farkı ise etkileşimli ve değişken olmasıdır. Web sayfaları arasında gezinilebilir, e-posta gönderip al ınabilir, form doldurulabilir, kişiler kendi bilgisayarında kullanmak üzere bilgi ve program çekebilir ve başkalarının görmesi ve kullanması için bilgi ve program koyabilir. Ancak, İnternet'ten alınan bilginin bütünlüğünü korumak mümkün olamamaktadır. Basılı bir kitap nüshasını satın alan bir kişi, onda istediği değişikliği yapabilir; üzerine notlar alabilir, sayfalarını yırtabilir, hatta yakabilir. Ancak, onu o haliyle çoğaltıp dağıtmak olacak iş değildir. Elektronik ortamdaki bilgi ise çok kolayca değiştirilip dağıtılabilir. İnternet'ten alınan bir makale, bazı kısımları yazarından izinsiz değiştirildikten sonra tekrar İnternet'e konabilir ve bundan da hiç kimsenin haberi olmayabilir. Doğrusal olmama. Web teknolojisinin diğer teknolojilere göre en önemli avantajı ise doğrusal olmamasıdır. Çoğu kitap ve filmler tek yönde okunacak veya seyredilecek biçimde tasarlanmışlardır. Ancak web sayfaları farklıdır. Web sayfaları dinamik tarzda birbirlerine bağlanabilir. Mesela, Amerikan telif hakları kanunundan bahsederken bu kanunun Kongre Kütüphanesi’nin web sitesinde bulunan elektronik versiyonuna bir bağlantı yapılabilir. Kullanıcı da isterse bu bağlantı yoluyla söz konusu kanuna erişerek inceleyebilir. İnternet üzerinde bulunan pek çok kaynak bu şekilde kullanılabilir. Böylece, diğer basım ve dağıtım teknolojilerinden farklı olarak, tamamen talebe dayalı bir çoğaltma gerçekleşmiş olmaktadır. Bu bağlantılı metinlerin (hipertext) bir bakıma yeni bir yazarlık biçimi ortaya çıkardığı söylenebilir.
<FONT face="Times New Roman" size=3><SPAN lang=TR> Sınırlar üstü (transborder) kapsam: <SPAN style="FONT-WEIGHT: normal">Telif hakları kanunlarında korunan eselerin türleri ve korumanın kapsamı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. İnternet’in sınırlar üstü konumu, bu farklılıklardan doğan telif hakları uyuşmazlıklarına yeni bir boyut getirmiş bulunmaktadır. |